|
Piri Reis
Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli yıllarının
yaşandığı Kanuni Sultan Süleyman döneminde yetişmiş en
büyük bilim adamlarından biridir. Bu nedenle, sık sık
değinildiği gibi Piri Reis’in Bahriye’si, bir denizcilik
kitabı olmanın ötesinde bir coğrafya atlası, Akdeniz’in
bir sosyal ve ekonomik coğrafya kitabıdır. Üstelik
içerdiği bilgilerin gözlemlere ve araştırmalara
dayandırılmış olmanın yanı sıra, gereken yerlerde kaynak
gösterilerek bilgilerin güvenirliği pekiştirilmiştir. O
günlerin koşulları içinde böyle bilimsel nitelikli bir
yapıtın hazırlanabilmesi, ancak yazarının bugünkü
anlamda bir bilim adamı olmasıyla açıklanabilir. Piri
Reis’i çağdaşı bilim adamlarından ayıran en göze çarpan
özelliği, çalışmalarını bugünkü bilim adamı anlayışıyla
yapıp ortaya koymasıdır. Değinilen benzerliği
açıklayabilmek için, önce günümüzdeki “bilim”,
“araştırma” ve “bilgin veya bilim adamı” anlayışına
kısaca göz atalım:
Bilim sözcüğünü oldukça geniş anlamda, yani “fiziksel
alemin daha iyi anlaşılmasını amaçlayan yeni keşifler
yapmaya yönelik bütün faaliyetleri kapsayan
yorumlamayla” ele alındığını vurgulayan P. B. Medewar :
“Bu keşif faaliyetlerine ‘araştırma’ diyoruz, benim ana
konum da araştırmadır diyerek” hem günümüzün bilim
anlayışını, hem de araştırmanın önemini çarpıcı bir
biçimde özetlemektedir.Türk bilim tarihçisi Prof. Aydın
Sayılı da “ Bilim nedir?” sorusunu, “Bilim güvenilir
sağlam bilgidir” diye tanımlamaktadır. Cemal Yıldırım da
bilimin ne olup olamadığını incelerken görüşlerini,
“…Bilim özünde bir arayıştır; gerçeği bulmaya, olgusal
dünyayı açıklamaya yönelik bilişsel bir arayış!”
biçiminde açıklamaktadır. “Bilgin veya bilim adamı ise “
Bir bilim dalında derin bilgisi olan, çalışmalarıyla o
bilim dalının ilerlemesine katkıda bulunan kimse” diye
tanımlanmaktadır.
Bilim adamı, çalışmalarını başta gözlem ve araştırma
olmak üzere bir çok olanaktan yararlanarak sağlam
bulgulara erişmeye çalışır. Yani, “Bilim adamları olup
bitenleri dikkatle gözlemleyerek topladıkları olguları
sınıflar, bildikleri diğer olguların ışığında yorumlar,
sonra bulguları açıklamak için kuramlar oluştururlar. En
sonunda, gözlem verilerine baş vurarak kuram ya da
genellemesini test ederler…”. Ancak modern
araştırmacının çalışmaları hangi amaca yönelik olursa
olsun, bilimin kendi konusuna yardımcı olan her dalıyla
ilgilenmek ve başka araştırmacıların bilgilerinden
yaralanmak zorundadır. J.Barzun ve Henry F. Graff bunu
şöyle açıklamaktadır:” Amacı ne olursa olsun bilim
adamları, öğretimin hemen her dalıyla ilgilenmek zorunda
kalmaktadır. Ancak araştırmacıların her konuda bilgi
sahibi olanaksız olduğu kadar bunca geniş kapsamlı bilgi
dallarının hepsini öğrenmeye ömrü de yetmez. Bu nedenle
bir araştırmacının başka araştırmacıların elde ettiği
bilgileri gerektiği biçimde kullanmayı da bilmesi
gerekir…” Burada sözü edilen “yararlanmayı bilmesi de
gerekir” kelimeleri, asıl anlamının yanı sıra,
yararlanılan kaynağın belirtilmesi gerektiği biçiminde
de anlaşılabilir. Ancak, araştırmaları ne denli geniş ve
gerçekçi olursa olsun, bilim adamı çalışma sonuçlarını
toplumun yararlanmasına sunması durumunda amacına
ulaşmış olabilir.
Doğal olarak bu açıklamalara yer verilmenin nedeni,
bilim adamı ile bilim ve içeriğinin özetlenmesi değil,
Piri Reis’in eserlerinin, bilimsel yönden
değerlendirilmesinde bir temel oluşturulmasıdır. Ama
asıl amaç, buradan hareket ederek bir bilginin veya
başka bir deyişle bir bilim adamının niteliklerini
araştırmak ve bu niteliklerle Piri Reis arasında bir
bağlantı kurmak arzusudur.
Bu kısa açıklamalardan yola çıkılarak, günümüzün bilim
adamı, genel çizgileriyle şöyle tanımlanabilir: Çağdaş
bilim adamı, toplumun ve bireylerin daha güvenli, daha
sağlıklı, daha gönençli (müreffeh) ve daha mutlu
yaşayabilmelerine yönelik çalışmalarda bulunan, bu
amaçla kendi konusunda gözlem, araştırma, inceleme ve
deneyler yapan böylelikle elde ettiği, veya ürettiği
sağlam bilgileri, ilkeleri ve politikaları toplumun
yararına sunan kişidir”.
Bilim ve bilim adamı üzerine söylenmiş ve söylenebilecek
çok söz vardır. Ancak burada amaç bilim adamını değil
Piri Reis’in bilim adamlığını araştırmak olduğundan bu
kadarla yetinilmiştir.
Piri Reis’in yapıtları ve özellikle Bahriye, özetlenen
görüşler açısından ele alınırsa, onun çağdaş bilim
adamlarının yukarıda belirtilen niteliklerine sahip
olduğunu görüp hayranlık duymamak olanaksızdır. Bu
noktada ilk vurgulanacak husus Piri Reis’in gerek
haritalarını ve gerek kitabını kendi yapmış olduğu
gözlemlere, topladığı kaynak belgelerine ve yine kendi
araştırma ve deneylerine dayandırarak bilimsel biçimde
hazırlamış olmasıdır. Piri Reis’in amacı, asker-sivil
tüm denizcilerin, tüccarların ve başka ilgililerin
Akdeniz’de güvenle dolaşmalarına yardımcı olmaktır.
Amacını bunlarla da sınırlı tutmaz; o insan sevgisiyle
doludur ve İnsanların birbirlerini tanıyarak,
birbirleriyle iletişim kurarak aralarında daha iyi
ilişkiler yaratılabileceğine inanmaktadır. Bu nedenle
Akdeniz insanlarının sosyal ve ekonomik yaşamlarını da
incelemiştir. Ayrıca çevre ve insan ilişkilerini göz
ardı etmeyerek Bahriye’sinde, Akdeniz’in direyine
(fauna) ve bitki örtüsüne (flora) de yer vermiştir.
Bütün bunlara ilişkin Bahriye’de pek çok bilgi
bulunmaktadır.
Gözlemci ve Araştırmacı Yönüyle Piri Reis
Bilgi toplama, araştırmanın temelini oluşturmaktadır.
Piri Reis için bilgi toplamanın bir ayağı gözlem, bir
ayağı da inceleme ve araştırmadır. Özellikle gözlem onun
için kaynak bilgi ve deneyim demektir. Doğal olarak
araştırmacının gözlemlerini bilimsel sonuçlara
dönüştürmeyi de başarması özelliği Piri Reis'te de
bulunmaktadır. Nitekim daha Bahriye’sinin ilk
sayfalarında, onun çalışmalarını gözlem, araştırma ve
bunların değerlendirilmesine dayandırdığı
anlaşılmaktadır. Aşağıdaki örnekler Piri Reis’in gözlem,
araştırma ve kaynak bilgiye verdiği önemin kanıtlarıdır:
S. 5 a:
“...Bu amaçla (denizcilik bilimi ve sanatı alanında eser
vermek amacıyla) Akdeniz kıyılarının ve adalarının
bayındır ve ören yerlerini, limanları ve sularıyla,
denizdeki taşlarını ve sığ kesimlerini daha önceleri,
merhum Kemal Reis ve başka gazilerle edindiğim bilgilere
ve kendi gözlemlerime dayanarak inceledim ve bunları
eksiksiz olarak açıkladım...”
S. 4 b
:“*...Ey dost! Oraların her birini (gezdiği dolaştığı
ülke, kıyı ve limanları), gerekli yerlerdeki her şeyi
yazardım.
*O yerlerin nasıl; alçak mı, yoksa yüksek mi olduğunu
bilmek isterdim.
*Denizden karaya çıkarken kalınacak yerin neresi
olduğunu ve yolunun, belinin genişliğini de bilmeyi
isterdim
*Ey can, bir limana vardığımda onu dikkatle dolaşıp,
seyrederdim.
*Akdeniz’in yatağının, suyunun tüm durumunu; ayrıntılı
bir biçimde ona ilişkin söylenenleri;
*Adaların nerelerinde geçit bulunduğunu; bunların derin
mi, sığ mı, geniş mi yoksa dar mı olduklarını;
*Bütün bunların tümünü eksiksiz olarak yazardım.
Yazmaktan amacım şu idi ki..”
S. 7 b :
“*...Bu insanlar arasında, hiçbir seferden uzak
durmadığımızı dile getiren yaygın, herkesçe bilinen pek
çok söz vardır.
*O seferlerde bütün yerleri ve de deniz içindeki
taşları, sığları, şekilleri yazardım.
*Kaleleri, adaları, bütün yolu yordamı, Tanrı için
derleyip toplayarak bunu (Bahriye’yi) yazdım.
S.8 a :
“*...İnsan bildiğiyle yetinirse, bil ki onun elinden
hiçbir şey gelmez.”
*Araştırıp incelemek yetenekli kişilere özgü bir iştir,
yolunu araştırmayan kimse kötü kişidir.
S.10 a:
“*..Her hangi bir im ya da bellik, o limana gitmeye
gitmeye unutulur; bu nedenle onların hepsi sürekli
olarak kaydedilmelidir.
*Bunun için ben, gezdiğim her denizi ve o denizde
gördüğüm her şeyi yazardım.”
Piri Reis, gözlemlerini yaparken hiçbir ayrıntıyı gözden
kaçırmaz. Bu nedenle değerlendirmelerinde yanılgı payı
azdır. Onun gözlemlerini nasıl büyük bir dikkatle
yaptığını gözlem sonuçlarına ilişkin açıklamalarında
görmek olasıdır:
“... Kentin (Becaye) poyraz tarafında bir tekke vardır.
O tekkenin önünde demir palamar ile yatılır. Buranın
üstleri ise çam ormanları ile kaplı sarp bir dağdır.
Burada sayılamayacak ölçüde maymun yaşar. Bir zamanlar,
kayıkla kıyı boyunca su almaya giderken, yavrusunu
karnının altına almış durumda bir maymun gördüm. Bizi
görünce karnının altına yapışmış yavrusunu da alıp
kaçtı. Söz konusu dağı yıldız yönünde dolanınca deniz
kıyısında, gün doğusuna bakan, Tanrı vergisi bir pınara
varılır. Bu pınarın suyu aşağı iner denize dökülür.
Deniz kıyısından bu pınara el taşı yetişir, yani kıyıya
çok yakındır...”
Piri Reis, yeri geldiğinde, inceleme ve gözlemlerini
faydalı bilgilere dönüştürerek, insanların yararına
sunmuştur. Onun inceleme ve gözlemlerine dayanarak
eriştiği bilimsel sonuçları, gemicilerin
yararlanmalarına sunmasının ilk örneği, Bahriye’nin daha
ilk sayfalarında yer alan ve onun “sığlık” diye
adlandırdığı gelgit olayına ilişkin bilgilerdir. Piri
Reis öncelikle gelgit olayını ve bunun Akdeniz’de
sakınılacak biçimde olageldiği yerleri ele almıştır.
Çünkü Akdeniz’in ancak belli kıyılarında etkili biçimde
görülen gelgit olayına, o yöreden olmayan denizcilerin
yanancıdır. Piri Reis, öncelikle bu bilgileri vererek
çoğu denizcinin yabancı olduğu bu önemli bir doğa
olayından onları haberdar etmek, onları korumak
istemiştir:
S.6 b :
“ *Böyle enine boyuna açıklama harita bilimiyle olmaz;
bunlar pergele gelmeyen açıklamalardır.
*Bu nedenle amacımı bunca sözü bir araya getirip yazarak
açıkladım.
*Ey dost! Derlenip toplananlardan, önce birini, sığların
belirtilerini açığa vurayım gör.
* Bu sığlar kimi kez kaçar, görünmez olur, kimi kez
çoğalır. Bu gidiş gelişin gizi, gizli nedeni ne
olabilir?
*Kimi kez aslında deniz iken, altı saat boyunca su
kalmaz, çekilir ve bir kuru yer olur.
*Altı saat sonra (su) geri gelir. Bu durumu izleyen
kimse, bunu çok iyi kavramış ve demiştir ki;
*İster kış, ister yaz olsun, su bir gün bir gecede, az
ya da çok, gider gelir (gelgit olur).
*Deniz kabarıp yükselmiş ise su çoğalır, inmiş ise
eksilir.
* Kısacası bu sırrın kaynağı aydır; (çoğaldığında) gücü
yettiğince hizmet eder, sonra da sığ onu izler.
*Ay büyürken su çoğalmakta, küçülürken de çekip
gitmektedir.
*Dolunay olduğunda da su kabarır, çoğalır; fakat
durgunlaşır; öylece, hareketsiz kalır.
*Dinle! Öylece, hareketsiz kalması, suyun dolarak
yatışması demektir.
*Ne denli çalkalanırsa çalkalansın, ondaki belirtiler
bil ki tümüyle dinginliğini gösterir.
*Dolunay durumu sona erip de ay yeniden küçülürse, o
süre içinde su, sanki kayba uğrar, alçalır.
*Ay sonunda su çok azalır; ayın ilk gününde yeniden,
azar azar artmaya başlar.
*Ay sonlarında su nasıl eksilirse, devinim, kıpırdama
olduğunda da aynı durum belirir.
*Sığ yerlerdeki (gelgit bölgeleri) tüm sular böyledir;
onu durgun, kımıldamaz sanma, o hep hareketli,
değişkendir.
Açıklamaların önemli yanı, anlatılanların, o günün
bilgileri çerçevesinde, bilimsel yönden de doğru
olmasıdır. İşte ilginç bir başka örnek:
S.136 b
“...Pakşo Adası’nın çevresi otuz mil kadardır. Venedik
egemenliği altında, bayındır bir köyü, ayrıca iki limanı
vardır. Bir limanı şuruk yönünde, Tanrı vergisi bir
körfezdir. Lodos yönünden bu limana girmek durumunda
kalınırsa, gün batısından esen rüzgâr geminin içeriye
girmesine engel olur, onu denize açar. Bu nedenle şuruk
tarafındaki burna ivedilikle yetiştirip bağlamak için
palamarın sandalda hazır bulunması gerekir. Palamar
böylece bağlandıktan sonra da çekerek limana girilir.
Sandal yoksa kıyıya yakın gidilip on iki kulaç su
bulunan yer bulununca demir atılır. Eğer kıyıdan, iki
palamar boyu açıkta demir atılırsa derinlik yirmi ki,
limana girerlerse altı kulaçtır. Ancak limana girerken
tam ortaya gitmelidirler. Çünkü, iki burnun ucu da
sığdır, yufkadır ve hep dibi görünür. Limana girince
palamarı poyraz yönüne, demiri lodosa atıp yatarlar.
Üzerinde durulan bu limanın beş mil karayel tarafında
yine Tanrı vergisi bir liman daha vardır. Bu iki liman
arasında, poyraza doğru üç mil ötede denizde bir taş
vardır. Deniz çekilince görünür. Burası son derece
dikkatli olunması ve sakınılması gereken bir yerdir. Bir
taş da günbatısında vardır...”
Yukarıdaki örneklerin hepsi, Piri Reis’in bugünkü bilim
adamları gibi gözlem ve araştırmaya dayanarak gerçeklere
ulaştığının ve ulaştığı gerçekleri toplumun ve
bireylerin yararına sunduğunun birer kanıtıdır.
Kaynak Gösteren Bilim Adamı Yönüyle Piri Reis
Piri Reis çalışmalarında gözlem ve araştırmalarının yanı
sıra kaynak belgelerinden de yararlanmıştır. Ancak o,
yine bugünkü anlamda bir bilim adamı gibi yararlandığı
kaynakları bildirmekten kaçınmamıştır. Dayandığı
kaynaklar bazen kitaplar yani yazılı belgeler, bazen de
haritalar, yani çizili belgeleridir. Örneğin onun 1513
yılında yapmış olduğu Dünya Haritası’nın günümüze ulaşan
Güney Amerika parçasında ki yararlandığı kaynak
belgeleri, çizili kaynak belgeleri, yani haritalardır.
Piri Reis bu belgeleri şöyle açıklamıştır:

Güney Amerika parçasında bulunan kaynakça notu.
Piri Reis’in haritasını yaparken, yararlandığını
belirttiği kaynak belgelerine ilişkin not hakkında
söylenecek çok söz vardır. Bunlar onun haritaları
incelenirken ele alınacaktır. Ancak burada değinilmesi
gereken husus; Piri Reis’in XV. yüzyıl sonları ve XVI.
yüzyıl başlarındaki yaşam ve iletişim koşulları altında
bu kadar çok, bu kadar değişik ölçekli ve başka başka
ülkelere ait haritaları elde edebilmesindeki hayranlık
uyandıran başarısıdır. Bunlara, o yıllarda yapılmış,
hemen hemen hiç bir haritada, haritanın yapımında hangi
kaynak belgelerinin kullanılmış olduğuna yer verilmemiş,
yani kaynak gösterilmemiş olmasını da eklemek gerekir.
Piri Reis’in haritasını yaparken yararlanmış olduğu
kaynaklardan söz etmesi, onun bugünkü anlamda bir bilim
adamı olduğunun en belirgin kanıtlarından biridir.
Aslında “bilimcinin her yaptığı kendinden önce
yapılanlarla bağlantılı” değil miydi? Ayrıca dürüst
bilim adamı için, kaynak göstermek, bir bakıma araştırma
yaptığının da bir kanıtıdır.
Piri Reis,
kaynak göstermeye o kadar dikkat eder ki; yazılı ve
çizili belgelere dayandırmadan verdiği bilgileri,
yararlandığı kaynaklara güvenirliklerine göre değişik
biçimlerde ifade ederek dile getirir. Bu biçimdeki
açıklamalarının başında, kendisinin doğrudan doğruya
birinci ağızdan edindiği bilgiler gelmektedir, şöyle ki:
S.104 a
“...Müslüman olmayan zümre, Patnos Papaz ile Koç Papası
aynı yolda yürüyen yakın iki dost olarak anlatırlar..”
S.24 b
*Artık Çin Ülkesi’nin durumunu, özelliklerini,
Portekizlilerin açıkladığı biçimde öğrendin.
*Portekizliye, Çin porseleninin toprağını sordum: Bu
porselenin balçığını herkesin, hemen kırk yıl durmadan
kardığı gerçek midir?
*O şöyle dedi: Orada bir taş var. Bu taşın aslı
billurdur..”
Piri Reis, Kıbrıs Adası anlatılırken şunları
yazmaktadır:
S.326 b
“.. Ancak padişahımızın askeri gemileriyle zaman
dolaşırken bir tarihte bu adaya (Kıbrıs) uğradığımızda,
adanın ileri gelenlerine buranın gerçekten 7.000 köyü
olup olmadığını sordum. ‘Eskiden o kadar köyü bulunduğu,
ancak şimdi köy sayısının 4.000 olduğu’ yanıtını
verdiler..”
S.22 a,b
*Oraları dolaşanlar, Portemizle, Hindistan arasının on
dört bin mil olduğunu söylemişlerdi.
* Bu dediğimiz doğru ve en uygun yola göredir. Oraya
gidenler bize böyle bildirdi..
Piri Reis, doğrudan birinci ağızdan edinmediği yahut
güvenilirliğinden kuşku duyduğu bilgileri ise “
..anlatıldığına göre”, “…anlattıklarına göre”,”… olayla
ilgili olarak bir öykü anlatırlar”,”… bir söylentiye yer
verirler”, ”… söylenir” biçimlerinde sunar. Böylelikle
yazdıklarının doğruluğu hususundaki kendi kuşkularını da
ortaya koymuş olur, örneğin:
S . 208 a
“..Ciciliye (Sicilya) Adası dağları ve birçok akarsuyu
olan bereketli bir adadır. Çevre uzunluğu 700 mildir.
Öylesine bayındır bir adadır ki, irili ufaklı 700 kalesi
olduğu söylenir...”
Daha çok söylentilere dayanan ve doğruluğu çok kuşkulu
olan bilgileri ise “…rivayet ederler” biçiminde; hiçbir
kaynak gösteremediklerini ise belirsiz geçmiş zaman
kipini kullanarak yansıtır:
S.40 a
“Zamanın olaylarını nakledenler, İmroz Adası hakkında
anlattıkları şöyle rivayet dile getirirler.”
S.70 b
“Bu adada eskiden Müslüman olmayanlar yaşarmış. Adaya
İpsala denmesinin nedeni bu imiş”
S.106 a
“...bir zamanlar bayındır yerlermiş. Bunların
bazılarında rahipler yaşarmış.”
S.246 a, b
“...bu taşla ilgili olarak bir öykü aktarırlar. Bir
zamanlar, bir barça bu taşın üzerinde parçalanmış. Bu
yüzden barçanın reisi o taşın üstüne, su yüzünde
görünmesini sağlayacak bir kısım inşa ettirmiş. O
zamandan beri, artık gemiler, dalgınlık sonucu bu taşa
çarpmaktan kurtulmuş oldular..”
Ürettiği Bilgi, İlke Ve Politikaları Toplum Yararına
Sunan Bilim Adamı Piri Reis
Piri Reis, çağdaş bir bilim adamı gibi yalnız gözlem,
inceleme ve araştırmalarıyla yetinen biri değildir.
Bilgiye erişmek ve bunu değerlendirmek istemesinin amacı
elde ettiği sonuçları toplumun ve bireylerin
yararlanmasına sunmaktır. Başka bir deyimle
araştırmalarını insanlar için yapmış, bulup öğrendiği
gerçekleri, bilinçli olarak başkalarına yansıtmak
istemiştir.
Günümüzün bilim adamlarından A.B. Medawar genç bilim
adamına öğütler verirken şunları yazmaktadır:
“..Buluşların önemi abartılıyor olsa bile, genç bilimci
sadece bilgi toplayarak –özellikle kimseye yararı
olmayan tipten- ün ve ayrıcalık kazanacağını sanmasın.
Fakat eğer dünyayı, teorik ya da deneysel yönden daha
anlaşılabilir kılacak her hangi bir katkıda
bulunabilirse meslektaşlarının minnet ve saygısını
kazanacaktır.”
Piri Reis de araştırmalarına, deneyimlerine ve topladığı
bilgilere dayanarak o günlerin Akdeniz’inin denizcilik
bilgilerini, sosyal ve ekonomik yapısını, bitki örtüsünü
ve direyini yazıp çizmiştir. Amacı başta denizciler
olmak üzere, bütün insanlara Akdeniz’i daha
anlaşılabilir biçimde tanıtmak, anlatmak ve mesleklerini
yaparken onlara yardım edebilmektir. Aradan 450 yıllık
bir süre geçmiş olmasına karşın kendisinden hala söz
edilmesi, onun dünyamıza bilimsel yönden bir katkıda
bulunmak istemesinin dışında hangi nedene
dayandırılabilir ki?Nitekim kendisi de Bahriye’sini
insanların yararına sunmak üzere yazdığını vurgulamaktan
geri kalmamıştır:
S. 7 a, b
“* Ey dost! Bu yerler, bu nedenle denizden gideceklerin
buraları bilmeleri amacıyla ayrıntılı bir biçimde
anlatıldı.
*Bu kitabı, anlatılanlara göre davranacak olanların
kaygısını gidermesi için yazdım.
*Bu kitapla, başka hiçbir kılavuza gereksinim duymadan,
açık, bomboş yolları aşarak ereğine ulaşsın”
*Bizleri birbirimizin nedeni ve aracı kıldın; bunun için
bilenlerimiz bilmeyenlere öğretmelidir.
*Bu öğretişle bilmeyenlerimiz yolu yöntemi öğrensin ve
gönül huzuru ile yollarını bulsunlar.”
* “ Umarım bu kitabı kullanan, ondan yararlanan kapıyı
açma olanağı bulur.”
Piri Reis’in Bilim Adamı Olarak Öteki Özellikleri
Piri Reis iyi bir bilim adamı olduğu için gözlemler,
araştırmalar ve incelemelerle yetinmez. Her bir bilim
dalının, başka bilim dallarıyla etkileşim ve yardımlaşma
içinde bulunması gereğine de inanır. Bu nedenle asıl
konusu olan denizcilik, haritacılık, coğrafya
bilimlerinin yanı sıra astronomi, matematik, doğa
olayları, seyrüsefer gibi dallarda da bilgi sahibidir.
Öteki alanlarda olduğu gibi bu alanlardaki bilgilerini
de kullanıcıların yararına sunar. Bunlarla da yetinmez,
uzmanlık alanına giren konularda yapılmış olan başka
çalışmaları da araştırır ve inceler. Kısacası o
konusuyla ilgili her şeyi araştıran, çalışkan, amacı
olan, güçlüklerden yılmayan, her zaman daha bilgili ve
yararlı olmaya çalışan özellikleriyle de günümüzün
değerlerinde bir bilim adamıdır. Piri Reis,
Bahriye’sinin ilk sayfalarında; sığları açıklamasının
ardından fırtınaları, adları ve düzenleriyle rüzgârları,
pusulayı, haritayı ve harita özel işaretlerini anlatır;
yeryüzünün karaları ve denizleri hakkında bilgiler
verir. Daha sonra öğütlere geçer. Onun öğütleri, ayni
zamanda kendi duygu ve düşüncelerinin bir ifadesidir,
yüksek sesle düşünüyor gibidir. :
S.8 a
“*Ey dost! Yetkin ve yeterli kişilerle söyleş. Yetkin
olmayan, yetersiz kimselere gerekenleri öğretenler her
zaman öyleleridir.
*Eğer senin gönlünde karşılıksız, gerçek bir cevher
varsa, kendi bilim dalı alanında son derece arzulu olur,
ilerlersin.
*Bir insan bildiğiyle yetinirse, bil ki onun elinden
hiçbir şey gelmez.
*Araştırıp incelemek yetenekli kişilere özgü bir iştir;
yolunu araştırmayan kimse kötü kişidir.
*Yolunu arayan insan olgunluğa ulaştı; yolunu bulmayı
başaramayan ise yok olup gitti.
*Özellikle denizler korku yeridir; bu yer, işin
ustalarının bile yüreğinin yağını eritir.
*Sözümü dinle; inan ki işin ustası durumun nasıl
olduğunu; iyiyi kötüyü bilir?
*İşin ehli olan yanlışı da doğruyu da bilir. .Bilgisiz
kişi yanlıştan sakınmayı ne bilir?
*Ey vefalı kişi! Eğer anlayışın varsa, bil ki bu, deniz
bilimidir ve son derece zordur.
*Deniz dilsiz bir düşmana benzer; onun fırtınası ise
ağı(zehir) gibidir.
*Şimdi bu alanda yetkin kişi, deniz biliminde sürekli
olarak ayakta duran, sebat eden kişidir.
*O, gerekli olanı, gereksinim ortaya çıkmadan görmeli ve
iş üzerindeyken yol yöntem bulmalıdır
*Ancak, işi kendi özü ile, kendini vererek yapan ve hiç
sapmadan kendi yolunda giden kişi gerçek denizcidir.
* İşini kendi özü ile, bizzat yapmaz da bir başkasının
gözü ile yürütürse işin ustası olamaz.
*İşini kendi özü ile gördürürse kaptandır, ikinci bir
kişiye yaptırırsa çobandır.”
Piri Reis’in Bilime, öğrenmeye ve öğretmeye verdiği önem
kadar,onun insancıl yapısını da yansıtan yukarıdaki
görüşlerine, saygı duymaktan öte ne yapılabilir ki?
Piri Reis’in bilgiye, bilgili olmaya ve öğrenmeye
verdiği önemi gösteren başka örnekler :
S.8 b
“* Her kişiyi denizi bilip, deniz insanı sanma ve işini
asla her önüne gelene danışma.
*Ey azimli, himmetli kişi! Denizci diye, deniz bilimini
eksiksiz olarak bilen insana denir.”
S.9 a
“* Ancak bu konuda yol göstericinin olgun, yetkin ve
aynı zamanda bu bilimle uğraşıyor olması gerek.
*Siz de ondan her şeyi eksiksiz öğrenmeli ve çalışıp
çabalayarak daima ilerlemelisiniz.
*Kısacası insan olgun ve yetkin bir yol göstericiye
kavuşursa, bil ki onun işi başarıyla halledilir.
*Olgun kişi ile söyleşip danışmada bulunan kişi olgun
olur’ sözü çok anlamlı örnek bir sözdür.”
S.36 b
“*Ey genç adam! Şunu bilmelisiniz ki,bir insan hangi
bilim dalı olursa olsun, onu tam ve eksiksiz olarak
bilmesi yeğ tutulur.
*İnsan okuyup bu dünyanın düzenini,oyununu bilmeli ve
kendi durumunu da kavrayıp görmelidir.
*Akıllı kişi kendi durumunu bilen ve her nesneden hemen
bir ibret alan kişidir.
*Yolunu yönünü bilen, anlayışlı kişiler öyle olanlara
arif der; bu sözün gerçekliğini hükümdarlar da kabul
Piri Reis’in Bilgiyi Çalmamak , Dürüstlük, Sorup
Araştırmak,
Sürekli Bilgi Edinmek Gibi Konulardaki Görüş Ve
Düşünceleri
S.9 a, b
“* Nice insan vardır ki hemen ’ben kaptanım’ der, ancak
onlar, şundan aldıklarını şuna buna satan yalan dolu
kişilerdir.
*Durum öyledir ki, böyle bir kişi, kimi kez sözünü de
dinletir; bu da işin ustası olanları inletir.
*Kent içinde lafta denizci geçinir; ancak, denizde onun
yolunu başkaları çizer.
*Denizden dönerken öylelerini gördüm ki, limana
girerken, asla hiçbir şey söylemez;
*Gemi limana varıp konduğu zaman, ey dost, o limanı
yüzlerce, binlerce kez görmüş olur,
*“Biz daha önce buraya gelmiş, günlerce yatıp kalmıştık”
der.
*Fakat, limanın suyunun durumu, yatak yerleri hakkında
hiçbir şey söylemez; bu konuda ayağını sıkı basar.
*Sonra, gemi yerine yerleşince, ey cömert kişi, o da
yavaş yavaş konuşmaya başlar.
*Çünkü o, artık liman durumunu; yatağının nice olduğunu
görmüştür.
* Biten işi, bittikten sonra biliyor geçinir utandığı
için sorup araştırmaktan kaçınır.
* Olgun, bilgili kişilere yol yordam sormaya utanır;
bundan dolayı da hep bilgisiz kalır.
*Bilgisizliğe utanç olmaz, bu konuda utanma gerekmez;
yeter ki öğrenmeye çalış; ancak bilgi edindiğin kişi de
olgun ve doğru bir insan olmalı.
*Sorup öğrenmeyen kişi geri kalır ve kuşkusuz onunla
hiçbir iş iyi sonuca ulaşmaz.
*Kendini beğenenlerin hangisi baş olabilmiştir?
Böyleleri, önünde sonunda, tutunamaz ve başını taşa
vurur."
S. 20 a
“*Bu, tüm bilim dallarının kaderinde biraz vardır:
Uzayıp giden nice söz söylemişlerdir.
*Kimi felsefeden, kimi astrolojiden söz etmiş; kimileri
de her gördüğüne saldırmış,
*Kimisi deneylere dayanarak, kimi akıl gücüyle, nice
kişileri de başkalarından aktarma yoluyla söz
söylemiştir.
*Bu evrenin durumunu bir bir dile getirmişler. Pek çok
şeyden söz açmışlar. Bunlar artık bilinmektedir.
*Bu kitapta biz de yeni yeni bilgileri aktardık. Bunun
için çok söz söylediğimiz meydanda.”
S. 24 a
“*Ey üstün kişi! Önce hakkında çok ve uzun sözler
söylenen Çin’le ilgili sözlerimi dinle.
*Kimisi kağıtlara yazılmış, kimisi mermer üzerine
oyulmuş olarak, eski dönemlerle ilgili, tarihsel pek çok
söz vardır.
*Şimdi biz biraz yeni yeni bir şeyler söyleyelim de
oraların (Çin, Çin Denizi) nitelikleri konusunda bilgi
edin."
S. 25 a
“*Bu söz, ey kutlu kişi, eskilerin öyküsü değil yepyeni
bilgilerdir, çok iyi dinle.”
Piri Reis, bilim adamının yenilikleri izlemesi ve
öğrenmesine ayrı bir önem vermektedir. Bu nedenle
Bahriye’de yalnız yeni bilgileri vermekle yetinmemiş,
coğrafi keşiflerin tanıtılıp duyurulmasına da önem
vermiştir.( S. 26 )a :
“*Açıkçası, bu bilgilere (astronomi, ölçme yöntemleri
gibi bilgiler) sahip olmayan kimse, asla denizlere
açılmasın ( denizciliğe kalkışmasın.)
*Çünkü, bilmeden gidince işini sonuçlandıramaz. Hem
gemiyi hem de başını bırakır.”
S.. 26 b
“*Çünkü, denizcilik ayrı bir bilime bağlıdır; denizde
yol onu bilip kullanarak bulunur.
S. 36 a
“*Batılılar, denizlerle ilgili bütün bilgileri, ey dost,
ayrıntısıyla hem okurlar, hem de yazarlar.”
Amacı Olan ve Bu Amacını Eser Bırakmak Temeline Oturtan
Piri Reis
S . 36 b
“*Bu dünya kimseye baki değildir. Öyleyse, herkesin bir
yapıt bırakması gerekir.
*İnsanların her birinden bir armağan kalmalı ve kişi
gece gündüz onunla anılmalı.
*Şimdi siz de bir yol bulmak isterseniz, yetkin kişilere
ulaşın ve onları arkadaş edinin.”
Sabırlı Olmak; Güçlüklerden Yılmamak
S. 361’a?
“*Bu kitap için yıllarca acı ve sıkıntıya katlanarak
öylesine çok çalıştım.
*Madem ki, bir kulpa yapışan (bir işe girişen) her kul,
yaptığı o işle bir lütfa erişti.
*Ben de bu kitabı yazıp, gerekli açıklamaları yaptığım
için bir sevap kazanmış olma umut ve beklentisi
içindeyim."
Piri Reis’in Eleştirilere Hoşgörüyle Bakışı
Piri Reis, iyi bir bilim adamı olarak eleştirilmesinden
ve hatalarının bulunmasından çekinmez. Hatta
eleştirilmesini, hatalarının bulunup düzeltilmesini
özellikle diler. Nitekim Bahriye’sini bitirirken şöyle
demektedir :
S . 361 b ?
“*Bu kitabı okuyup yararlanan ve böylece deniz
bilimlerinde olgunlaşanlar,
*Tanrı, onu yüce katına kabul buyurarak ona acısın ve
eksiğini bağışlasın’ desinler.
*Ancak, benim de burada onlara bir yanıtım var: Kitabım
olgun kişilere ulaşınca,
*Bu kulunu şöyle yoksun komasın ve bu kitabıyla onu,
bağışlayıcılığı ve esirgeyiciliği ile ödüllendirsin.
*Dilerim, onun yanlışlarını görsünler, onları düzeltme
güç ve olanağını bulsunlar.
*Tanrı, bu düzeltmeleri yapacak olan o bilgili ve
yetenekli kişiye eksiklerimi kavrayabilmesi için acıyıp
yardımcı olsun.
*Bir yanlışı bulunca onu düzeltip tamamlasın, o bir
hataya karşılık bin lütfa erişsin.
*Bilimin, bilginin sonu yoktur. Bu nedenle hiç kimse
onun sonunu bulamaz.
*Sonu, sınırı olan hiçbir bilim dalı, yanlışı yanılgısı
olmayan kul yoktur.
*İnsanoğlunun işlerinde sık sık yanlış ve yanılgı
vardır. O yanlışları düzeltenler lütuf ve bağışa erişir.
*Ben bu kitabı yanlışlar ve yanılgılarla dolu olarak
yazdım; ancak bunun anlamının ne olduğunu dinleyin.
*Üzüntü ve sıkıntılara ara verip fırsat buldukça ve
dilimin gücü yettiği ölçüde, yılmadan, yorulmadan
çalışarak,
*Bu konuyu tüm ayrıntısıyla derleyip topladım ve yazdım.
Umarım bu kitabı kullanan, ondan yararlanan kapıyı açma
olanağı bulur.
*O kimse, aynı zamanda ‘Tanrı bu kula acısın’ desin;
bunu diyen de kesinlikle Tanrı’nın rahmetine erişsin.”
Piri Reis’in Yabancı Dil Bilgisi
PPiri Reis’in Türkçe’den başka bir dil bilip bilmediği,
yabancı dil biliyorsa hangi dilleri bildiği konusunda
araştırmacıların görüş birliği içinde oldukları
söylenemez. Örneğin, Prof. Afet İnan’ın görüşleri
şöyledir:
“…Bahriye kitabına göre Piri Reis’in Ege ve Akdeniz’deki
yaşantısını hatta bazen günü gününe izlemek mümkündür.
Bu yazılanlardan da anlaşıldığına göre O ana dili
Türkçe’den gayri, Rumca, İtalyanca, İspanyolca, hatta
Portekizce bilmektedir. Çünkü dünya haritasını
çizebilmek için bu dillerdeki eserlerden yararlandığını
kaydetmiştir. Aynı zamanda kitabındaki gözlemleri ve
anlatışları da, oraların halkı ile kolaylıkla
konuşabildiğine tanıklık etmektedir…”
İ. H. Konyalı da Piri Reis’in birkaç yabancı dil
bildiğini yazmakta, ayrıca görüşlerini yansıtırken,
İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki 331/ 4720
numaralı “Tarih-ül Cezayir” adlı kitabın 19.
sayfasındaki bilgilere dayanarak, yalnız Piri Reis’in
değil, o yıllardaki birçok Türk denizcisinin Rumca’yı
çok iyi bildiğini vurgulamaktadır : “Piri Reis’in
Bahriye’sindeki birçok Fransızca, İspanyolca ve
İtalyanca özel isimleri Türkçe’ye çevirmesinden, bu üç
lisanı ve haritalarındaki imzaların üstündeki Arapça
satırlarından da Arapça’yı da iyi bildiğini öğreniyoruz.
Gelibolu’da bir çok Katalan denizcileri vardı.
İspanyolca’yı bunlardan öğrenmiştir. O devrin birçok
denizcileri Rumca’yı ana dilleri gibi konuşurlardı. Oruç
ve Hayreddin Reisler de mükemmel Rumca bilirlerdi.”
TTAK.’nun Bahriye’nin tıpkıbasımının başına konmuş olan
özsözde de “…Piri Reis, bilimsel değerleri yukarıda
açıklanan denizcilerden biridir. O, gemi denilen
gemicilik ve denizcilik okulunun içinden yetişti.
Öğretmenleri amcası Kemal Reis ile arkadaşlarıdır. XV.
Yüzyılın en kuvvetli levent kaptanları arasına henüz
çocuk iken düşmesi onun denizcilik eğitim ve terbiyesi
arasında, hızla ilerlemesine neden oldu. Ana dilinde
sade ve sevimli bir üslupla şiir ve düzyazı yapacak
derecede ilerledi; Arapça, Yunanca, İtalyanca ve
İspanyolca’yı da yalnız konuşmayı değil, çeviri yapmayı
başaracak kadar ileri götürdü…”denilerek, onun birkaç
yabancı dili bilip konuştuğu belirtilmektedir.Buna
karşın, Piri Reis’in Türkçe’den başka dil bilmediğini
ileri süren Prof. S.Soucek de şunları yazmaktadır:
“…Piri Reis’in söylediklerinden, hepsi değilse de
kaynağının çoğunun haritacılıkla ilgili ve sözel olduğu,
edebi olmadığı anlaşılmaktadır. Amcası ve diğer
yandaşları gibi, Akdeniz’in ticari işlerinde konuşulan
İtalyanca bozması bir dil olan ‘lingua franka‘ ile
anlaşabildiğine kuşku yoktu ve doğal olarak (bu biçimde)
haritaları çözebiliyordu, fakat Türkçe dışında çok az
okur yazarlığı vardı. Örneğin yukarda alıntı yapılmış
hikaye yazısı ( Antilerin bulunuşuna ilişkin, 1513
haritasındaki açıklama y.n.) Kolomb’un ilk yolculuğu ile
ikincisini iç içe geçirmektedir…” .
Prof. S. Soucek, bu açıklamasına düştüğü 13 numaralı dip
notta da şunları yazmaktadır:
“Kitab-ı Bahriye’de Arapça kelimeler ve isimler ile
İslam Tarihi bilgileri Piri Reis’in çok az resmi eğitim
gördüğünü göstermektedir. Bununla birlikte
portolonlarında kullandığı bilgi zenginliği onun İtalyan
ve Katalan portolanlarında bulunan metinlerdeki
bilgileri profesyonel biçimde okuyabildiğini
göstermektedir.”
Prof. S. Soucek’in görüşlerini, başka yönlerden de
değerlendirmek gerekir, şöyle ki: Lingua Franka bir dil
değil, denizcilerin kendi aralarında, daha çok
denizcilik konularında anlaşmak için, Akdeniz
kıyılarında yaşayan ulusların, kullandıkları ve bu
nedenle ağırlıklı olarak denizcilik deyimlerini içen bir
anlaşma aracıdır. Oysa Piri Reis Akdeniz kıyılarında
yaşayan ulusların ve insanları ekonomik ve sosyal
yaşamlarını, gelenek ve göreneklerini, hatta bu
insanların bilme olanağı bulunmayan Nil, Tuna Nehirleri
gibi akarsuların kaynaklarına ilişkin bilgileri,
keşifleri, coğrafya ve asronomi bilgilerini yazmış,
anlatmıştır. Üstelik bunlar, o günlerin bilgi düzeyi ve
iletişim olanakları göz önüne alındığında büyük ölçüde
doğru açıklamalardır. Dolayısıyla Lingua Franko
kullanılarak değil elde edilmeleri, anlatılmalar ve
açıklanmaları olanaksız bilgilerdir. Zaten
yazdıklarından Piri Reis’in Akdeniz kıyılarındaki
insanların bir kısmı ile çok iyi ilişkiler içinde olduğu
anlaşılmaktadır. Bunların bir kısmı denizci olamayan,
ticaret ve tarım gibi işlerle uğraşan insanlardır. Bu
insanlar Lingua Franka’yu bilmediklerine göre, Piri
Reis’in onlarla anlaşması, ancak kendisinin onların
dilini bilmesiyle olanaklı olabilir. Soucek’in değindiği
Kolomb'un yolculuğu, Antiler üzerine yazılanlar gibi
konulardaki Piri Reis’in vermiş olduğu bilgilerdeki
karışıklık, o günün koşullarında bilginin yayılmasındaki
güçlükler, olayların kişiden kişiye aktarılması yoluyla
bunların öğrenilmesi, bu bilgilerin gizliliği nedeniyle
bazılarının söylenti biçiminde yayılması gibi
nedenlerden ileri gelmiş olması daha büyük bir
olasılıktır.
“…Aslında Piri Reis’in yapmış olduğu haritalar,
Bahriye’de yazdıkları ve dünya görüşü göz önüne
alındığında, Prof. Afet İnan’ın görüşlerine katılmamak
olanağı yoktur. Yani, Piri Reis’in bir veya birkaç
yabancı dil bildiğini, ayrıca Lingua Franko’yu da
konuştuğunu kabul etmek gerekir. Zaten konu, o günlerin
iletişim koşulları içinde ele alınırsa, Piri Reis’in
yazdıklarında bazı karışıklıklar olduğu başka yerlerde
de ileri sürülebilir. Ancak bu durum, Piri Reis’in
yabancı dil bilmemsine dayandırılabileceği kadar, o
yılların iletişim ve bilgi edinme güçlüklerine de
dayandırılabilir. Bu bir yorum biçimidir. Zaten,
Bahriye’si ve haritaları tüm içerikleriyle ele
alındığında, yabancı dil bilgisini bir tek “lingua
franka”ya dayandırmak olasılığı bulunamamaktadır.
Dayandırılırsa, Piri Reis’in, XVI. Yüzyıl başlarındaki
koşullar altında, nasıl olup da teknik, sosyal,
ekonomik, tarihi nitelikteki bu kadar çok bilimsel
bilgiye ulaştığını, bunları nasıl anlayıp yazıya
dökebildiğini de açıklamak gerekir. Kaldı ki, daha önce
verilen örneklerde bulunan “ Portekizliye Çin
porseleninin toprağını sordum.” gibi ifadeler Türk dili
bakımından, onun doğrudan doğruya Portekizce konuşma
yaptığını göstermektedir. Öteki birçok konunun yanı
sıra, böyle bir konunun (Çin porsenelinin yapımında
kullanılan toprağın) da lingua franka ile sorulup,
öğrenilmesine olanak yoktur. Hele, ortada Bahriye gibi
Akdeniz’i ekonomik ve sosyal yaşamı ile anlatan bilimsel
bir çalışma ürünü varken, onun hakkında ileri sürülen
”Türkçe dışında çok az okur yazarlığı vardır”
biçimindeki görüşün kabul edilmesi olanaksızdır.
Piri Reis’in yabancı dil bilip bilmediği, en doğru
biçimde, Bahriye’deki coğrafi yer adlarının
yazılışlarının incelenmesi ile kanıtlanabilir. Çünkü
Piri Reis çok yerde, bu yer adlarını kıyılarda yaşayan
insanların konuştuğu dilde (İtalyanca, Fransızca, Arapça
gibi) yazmakla kalmamış, bunların Türkçe karşılıklarının
da vermiştir. Örneğin;
“…bu limanın şuluk burnuna Kavu Palo, yani ‘Kazık Burnu’
derler…” anlatımındaki “Palo” kelimesi, İtalyanca
“kazık” anlamındadır.
Aynı biçimde;
“…Bu kaleye ‘Tri Kaza’ derler. ‘Tri Kaza’ üç ev
demektir.” anlatımındaki ‘Tre, Tri’ İtalyanca üç, Casa
(kaza okunur) da İtalyanca ev anlamında olduğundan, Piri
Reis’in yazdıkları doğrudur.
(s.98 b)”…Kale önündeki limana Porto Mulina derler,
Değirmen Limanı anlamındadır. İtalyanca , değirmen
anlamındaki “Molino” nun “Mulina” biçiminde yazılmış
olması,Piri Reis’in değil, yazmayı kopyalayan yazımcının
hatasıdır. Bu ve bunun gibi kopyalama yapılırken
olagelen yanlışlıklara, ilgili bölümde ayrıntılarıyla
açıklanacaktır.
Piri Reis bazen de bunun tersini yaparak, Türkçe
adların, yabancı dildeki karşılıklarının verir; örneğin:
(s.84 a)” Biz bu burna Burunde deriz; Müslüman olmayan
zümre ise Kavu Ayupa adını verirler…”
(s. 85 b) “…Bununla birlikte Keçi Adası’nın asıl yatağı
günbatısı tarafındadır. Orada Kabronis denilen bir
adacık vardır. Keçi Adası’na Kabros derler. Avrupalılar
bu adaya, yani Keçi Adası’na Abresmo adını verirler…”
(s.103 a) “…Bu kalenin poyraz” tarafında Sakarca
dedikleri uzun bir ada vardır. O adaya Müslüman olmayan
halk Yali adını verirler.” Burada hemen belirtilmesi
gerekir ki “Yali” adı, adanın özgün adı olan “Yiali”nin
okunuşudur.
Piri Reis başka dillerdeki özel adların Türkçe
karşılıklarını vermekle kalmaz, aşağıdaki örneklerde
görüldüğü gibi, yabancı adların, başka yabancı
dillerdeki karşılıklarını da verir:
(s.101 b) “… İlleki Adası’na Rumlar Tilo, batılılar ise
Peskopiye derler…”
(s.110 a) “…Sire Adası Venedik egemenliği altındadır.
Çevresi otuz mildir. Bu adaya batılılar Suda, Rum halkı
ise Kayiris adını verirler. Rumlar kimi kez Sire adını
da kullanırlar…”
(s.122 b) “…limanın karşısında (yerli halkın) Beg Adası
dedikleri bir ada vardır. Bu adaya Müslüman olmayan halk
‘İzle de Servi’ adını verirler; Geyik Adası demektir…”
(s.122 a) “…Benefşe adıyla tanınan burna bu adın
verilmesinin nedeni şudur: Bu burnun poyraz tarafında,
deniz kıyısında Venedik Cumhuriyeti’nin bir kalesi
vardır. Bu kaleye Rumca Menevşiye derler; Benefşe,
Menevşiye’den bozmadır. Ayni kaleye Frenkler ise
Merveziye derler…”
Yukarıda verilen örnekleri, Bahriye’nin hemen hemen her
faslında görmek olasıdır.
(s.126 a) “ … Bu limana Porto Lonko derler: “Uzun Liman”
anlamına gelir…”
Bahriye’nin yazıldığı yıllarda adı geçen liman Venedik
yönetimindedir. İtalyanca’da “porto”, liman; longo” da
uzun anlamındadır. Okunuşları da “Porto Lungo” dur.
Bahriye’de “o” harfinin “u” olarak okunması yazımcı
hatasından ileri gelmiş olabilir. Ancak “g” harfinin “k”
biçiminde okunmuş olması, büyük olasılıkla, Türkçe’deki
ses uyumundan ileri gelmiştir.
(s.243 b) “ …Gündoğusu yönündeki adaya Bono Omo derler.,
“iyi adam” anlamına gelir…”
Gerçekten de Fransızcada “bone home” iyi adam
anlamındadır ve okunuşu da “bon om” dur.
İlginç bir örnek de, Venedik egemenliğindeki “Benefşe ve
Manya burunları arası anlatılırken” başlıklı fasılda
bulunmaktadır :
(s.122 a) “…Yani kıble tarafında Santancilo dedikleri
ören bir kilise vardır. Bu nedenle Müslüman olmaya halk
bu burna Kavu Santa Ancilo der…” Bu cümledeki santa
kelimesi, İtalyanca “ mukaddes, kutsal, aziz”
anlamındaki “Santo” sözcüğünün, hattat tarafından yanlış
yazılmış biçimi olmalıdır.”Angelo” biçiminde yazılan ve
“ancelo” olarak okunan kelimenin anlamı da “melek”tir.
Değinilen “santa” kelimesi, Fransa kıyıları anlatılırken
, ayni anlamdaki Fransızca “Saint” kelimesinin okunuşu
olan “san” a dönüşecektir ki, bu kelimenin Fransızca
okunuşu “ sen” dir. Bu değişik yazım biçimi, Arap
harflerinin yazılış ve kullanılmasından ileri gelebilir.
Aslında yalnız kullanılan adların Türkçe karşılıklarının
doğru verilmesi bakımından değil, Bahriye’de başka başka
dillerdeki isim ve sıfat tamlamalarının, bunların
ilişkin olduğu dilin imlâ kurallarına uygun biçimde
yazılmış olup olmadıklarının incelenmesinden de Piri
Reis’in Türkçe’den başka dilleri bilip bilmediği
kanıtlanabilir. Ancak, Piri Reis’in Türkçe’den başka
dilleri de bildiği görüşünde olmamıza ve önerilen
esaslara göre yaptığımız araştırmada görüşümüzün
pekiştirilmiş olmasına karşın; incelemede yeteri kadar
Bahriye yazması kullanılamadığından, sonucun bilimsel
olduğu ileri sürülememektedir. Bu nedenle, coğrafi yer
adlarının Türkçe karşılıkları ile yabancı dildeki isim
ve sıfat tamlamaları; yazılış ve okunuş biçimleri ele
alınarak incelenmelidir. Ulaşılacak sonuç Piri Reis’in
yabancı dil bilgisinin kuşku götürmez biçimde ortaya
konulabilmesine hizmet edecektir. Böyle geniş bir
çalışmanın önerilmesinin bir başka nedeni de Bahriye
yazmalarında, yazımcının kültür ve bilgisine bağlı
olarak, özellikle yabancı adların okunuş ve
yazılışlarında büyük farklar olmasıdır. Nitekim konu bu
yönüyle incelenirken başvurulan, Bahriye’nin Tercüman
nüshası, Kültür Bakanlığı nüshası ve İ.Ü
Kütüphanesindeki yazma arasında bin üç yüz kadar değişik
biçimde okunmuş ve yazılmış kelimenin bulunduğu
belirlenmiştir. Bunların bir kısmı bu sözcüklerin,
yazmalarda farklı yazılmış olmalarından
kaynaklanmaktadır. Bir kısmı, yazmalardaki bazı
kelimelerin silik olmalarından ötürü farklı biçimde
okunmaları, bir kısmı Arapça’nın yazılış ve
okunuşlarındaki doğal güçlükler, bir kısmı ise yazmalar
kopyalanırken bazı kelimelerin atlanmış olması gibi
nedenlerden ileri gelmektedir. Konunun daha iyi
anlatılabilmesi bakımından, Kültür Bakanlığı yayını,
Tercüman yayını ve İ.Ü. 6605 numaralı yazmanın
tarafımızdan yaptırılıp, henüz yayınlanmamış çalışmanın
biri birleriyle karşılaştırılması biçimiyle seçilen
birkaç örnek aşağıdadır. Örneklere ilişkin sayfa
numaraları, Tercüman yayını için, basılı olan kitabın
sayfa numarası; ötekiler için, özgün yazmanın sayfa
numaraları olarak verilmiştir.
- İ.Ü.6605,s. 14 a :
“*Onları öyle yazıp düzenlediler ki, denizciler hem
yollarını ve hem de bütün kıyıların mil olarak uzaklık
(ve uzunluklarını) bilirler.
*Böyle yazılınca da, artık, bunlar apaçık belli oldu.
Sonra bütünü, birbirleriyle oranlanmış on altı bölüğe
ayırdılar.”
“*Merkez onların orta yerine düşer; sözü edilen on altı
bölük ise, onun çevresinde fır dolayı toplanır.”
İkinci dizedeki “oran” sözcüğü, Kültür B. Nüshasında
(s.14 a) “revan”(!) olarak okunmuş ve buna göre anlam
verilmiştir. Ayni sözcük, Tercüman nüshasında ise (s.51)
“inan” biçiminde okunmuştur. Üçüncü dizedeki toplanmak
kelimesi, özgün yazmada “üşmek” kelimesidir. Bu kelime
“üşüşmek, toplanmak” anlamında olduğundan, “toplanmak”
biçimindeki anlamıyla alınmıştır. Oysa bu kelime Kültür
B. Nüshasında “düşmek” olarak okunmuş ve yazılmıştır.
Tercüman nüshası bu sözcüğü hiç almamıştır.
Yine bu sayfada (İ.Ü.6605,s.14 a ) değinilmeye değer bir
başka farklılık daha bulunmaktadır :
“*Ey şah! Haritada da, pusulada da bu kuzey yıldızı,
okun çelik ucu (temren) gibi siyah bir çizgi olarak
gösterilir.”
Özgün yazmalardaki “peykan” sözcüğü, Kültür B.
Nüshasında (14 a) yalnızca “ok” olarak, Tercüman
nüshasında (s.51) ise “kirpik gibi” olarak yazılmıştır.
-İ.Ü.6605 s.16 a :
“*Şimdi o yerin nasıl bir yer olduğunu dinle: Tamamen
boştur ve hiçbir şey yoktur.
*Kupkuru olması yüzünden, bilin ki, kimseler gitmez; o
taraflar ıssız,büyük bir sahadır”
“Kuru” sözcüğü Kültür B. Nüshasında (17 b)“kara” olarak
değerlendirilerek,” Kara üzerinden oraya kimse varamaz”
denilmiştir.Tercüman nüshasında (s.58) da” gidemezsin
karalardan” biçiminde yazılmıştır.
-İ.Ü.6605,s.24 a :
“*Portekizliye Çin Porsenelinin toprağını sordum:”
Burada da, “Çini çanuğunun toprağı”; Kültür B.
Nüshasında (s.27 b) “Çin’i Çana’nun toprağı” biçiminde,
okunmuş ve “Çin ve Çana’nın ülkesi” olarak; Tercüman
nüshasında(79) da “Çin-i Çangın toprağı” biçiminde
çevrilmiştir.
-İ.Ü.6605,s. 48 b:
“…Sözü edilen bu yerden Çitoroz Köyü’nün önü iki
mildir.”
Buradaki köy adı,özgün yazmada “ Cotoroz, Çotoroz”
biçiminde okunmaktadır. kültür B. nüshasında (58 b),
özgün sayfada “Çitivoroz, Çitoroz” biçiminde, Tercüman
nüshasında ise “Çitoroz” olarak okunmaktadır. Daha çok “
Çitoroz “ biçiminde yazılmış okunmakta olduğundan, bu
sözcük doğru kabul edilmiştir.
-İ.Ü. 6605, s. 56 a :
“…Büyük gemiler, denizde poyraza karşı yatar…” Özgün
yazmada, yazımcı,” gemiler kelimesini atlamış,
yazmamıştır.
-İ.Ü.6605, s.58 a .
“*…O sığlara gönder ile kayıklar girer, yatar…”
Buradaki kelime, Kültür B. Nüshasında (s.73 a) da,
Tercüman nüshasında (s.151) da “ Gündüz kayıklar girer”
biçiminde okunmuştur.
-İ.Ü. 6605, s.68 a :
“…Sakız Adası kıyısı boyunca karayel tarafına
dolaşırlarsa Kardamlı’dan başka demir atacak yer
yoktur…” “Kardamlı” adı, İ.Ü. yazmasında,” Kardamil”
olarak kopyalanmış, öteki nüshalarda ise “Kardamlı”
biçiminde yazılmıştır. Bu nedenle, İ.Ü. yazmasının
çeviriminde de “Kardamlı” olarak alınmıştır.
-İ.Ü. 6605, s.69 a :
“…Bu yatağın şuluk- gündoğusu yönünde, Sakız’ın Kavu
Maste dedikleri ıssız burna doğru gidince…”
Değinilen burnun adı, Kültür B. nüshasında (85 a)
“Kavmaste” biçiminde yazılmış olup “Kavmasta” olarak
okunmuştur. Tercüman nüshasında (s.168) “Kavmeste”
biçimindedir.
-İ.Ü. 6605, s.88 a :
“Bu Bölümde Sirevolos Kıyıları Anlatılır” Buradaki ad,
Kültür B. Nüshasında (107 a), özgün yazmada “Sirevolos”
biçimindedir; “sirevilos” olarak okunmuştur. Tercüman
nüshasında (s. 204) “Sire Volos” biçiminde yazılmıştır.
Bahriye’nin özgün yazması bulunamadığına göre, Bahriye
yazmalarındaki yabancı yer adlarının, isim ve sıfat
tamlamalarının, yazımcı hatalarının incelenmesi ile Piri
Reis’in Türkçe’den başka dil bilip bilmediği bilimsel
biçimde saptanabileceği gibi, özgün Bahriye‘ye en benzer
yazma da belirlenebilecektir.
Görevleri içinde bu ve benzeri konuların da bulunduğu
kuşkusuz olan Üniversitelerin ve Atatürk Kültür, Dil ve
Tarih Yüksek Kurumu gibi ilgili devlet kuruluşlarının bu
konuyu bugüne kadar ele almamış olmalarını, hayretle
karşılamamak olanaksızdır. Böyle bir çalışmanın
yapılması yalnız Piri Reis’e karşı değil, Türk diline
karşı da kaçınılmaz bir görevdir.
Piri Reis’in İnsancıl Niteliklerinin Değerlendirilmesi
Piri Reis’in bilim adamlığı ve kişiliğini ortaya koymaya
çalışan hiçbir inceleme, onun alçak gönüllülüğüne, insan
sevgisine, dini inançlarına ve hoşgörüsüne değinmeden
tamamlanmış sayılamaz. Bu nedenle Piri Reis’in hayatı,
onun anılan niteliklerinin değerlendirilmesiyle
tamamlamak istenmiştir. Piri Reis; Hıristiyanlığın din
sapkınlığıyla mücadele etmek üzere kurduğu Engizisyon
Mahkemeleri’nin yaygınlaştığı ve İngiltere dışında tüm
Roma Hıristiyanlığında din uğruna yapılmadık kötülüğün
kalmadığı, hoşgörünün ortadan kalktığı bir dönemde
yaşamıştır. Aynı dönemde Osmanlı Padişahları da
kendilerini, Tanrı’nın gölgesi gibi görüyorlar ve
savaşlarını gaza için, yani İslâm dinini korumak ve
yaymak amacıyla yapıyorlardı. O günlerde Türklerin,
Müslümanlığın yayılmasında oynadıkları etkin rol
nedeniyle, Batı’da, bir Türk düşmanlığı yaratılmıştı.
Hatta zaman zaman bu düşmanlığın, tutucu Hıristiyan
çevrelerinde, bugüne değin sürdürüldüğü bile ileri
sürülebilir. İşte böyle bir ortamda Piri Reis, Akdeniz
ve Adalar Denizi kıyılarında yaşayan Müslüman halkların
yanı sıra, Hıristiyan halklarla, hatta onların din
adamlarıyla, iyi ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi
başarmış bir insandır. Bu onun insancıl (hümanist )
düşünce ve kafa yapısından ileri gelmektedir. Hatta
Bahriye’de “Müslüman olmayanlar ya da Allah’ın varlığına
ve birliğine inanmayanlar” anlamında kullandığı “kafir”
sözcüğünün dışında, Hıristiyanları küçümseyen, inciten
ifadelere hemen hemen hiç yer vermemiştir. Bazı yerlerde
Hıristiyanlar için kullandığı incitici sözleri de, daha
çok Müslüman halka karşı akıl almaz kötü davranışlarda
bulunan, Portekizliler için kullanmıştır. Onun bu gibi
ifadelerinin bile, tüm Bahriye tarandığında, birkaç
satırdan öteye geçmediği görülmektedir. Değinilen
satırlar aşağıya alınmıştır. O günün koşullarında,
akıncı bir denizci tarafından söylenmesi doğal
karşılanması gereken bu ifadeler bile, biri dışında,
doğrudan doğruya dile getirilmemiş, asıl anlatmak
istenen konu içine sıkıştırılmıştır. Hatta bu nedenle
okuyucunun dikkatini bile çekmemektedir.
S .7 b :
“*Gerçi o dönemlerde denizci çoktu; ancak Allah
denizleri açma olanağını ona bağışlamıştı.
* Onunla birlikte (Kemal Reis) Akdeniz’i baştan başa
gezdim ve illerini dolaşıp gördüm.
*Tüm Frenk (Avrupa) illerini gezmiş ve pek çok
inançsızın bağrını ezmiştik.”
*Bir gün Bayezid han’ın lütufta bulunarak bize
gönderdiği yüce bir buyrultu geldi.”
S .14 b :
“*Aklında tutabilirsen, işte sana haritadaki bütün
işaretleri anlattım.
*Eğer bunlara (harita ve işaretler) dayanarak iş
görürsen, ey genç adam, artık denizde daima yetkin
olursun.
*Frenk ülkelerine durmadan akın et, saldır; çünkü sana
onun yollarını gösterdim.”
S .34 b a:
“*Ey kutlu kişi! Biz o külahlardan birisini bir gemiyle
almıştık,
* O zamanlar Akdeniz’de dolaşır ve Müslüman olmayanlara
hiç aman vermezdik.”
* O gemide tıpkı mihenk taşına benzeyen bir taş gördüm.”
Piri Reis’in, 361 yapraklık (722 sayfa) Bahriye’sinde,
yukarıdaki satırlarının dışında birkaç yerde, aşırılığa
kaçan ifadeler kullanmıştır.Ancak, aşırılığa kaçan bu
ifadeler başka din ve inançta olanlara değil, doğrudan
doğruya Portekizlilere yöneltilmiştir. Hatta bunların
temelinde bile insancıl düşünceler vardır. Çünkü, Piri
Reis bu satırlarda Portekizlilerin Müslüman halkın can
ve mal güvenliğine acımasız biçimde verdikleri zarardan
duyduğu öfkesini dile getirmektedir. Aslında onun,
Portekizli denizcilerin Hac’dan dönen savunmasız
Müslüman yolcu gemilerini ele geçirmelerinden sonra,
erkekleri esir alıp; gemileri, içindeki kadın ve
çocuklarla birlikte yakmaları gibi Hint Denizi’nde
yaşanmış, insanlık dışı birçok vahşi davranışın etkisi
altında kalmaması düşünülemez. Bu nedenle öfke ve
üzüntüsünü dile getirip, Portekizlilere ateş püsküren
aşağıdaki dizelerini, hoşgörü ile karşılamak gerekir. :
S .17 b :
“*Habeş Ülkesini kendisi, kuşkusuz, bir burundur. Belli
ki gemiler onu dolaşarak gelir.
*Bir zamanlar ey dost, otuz barçanın gelip Cidde’ye
konduğu bilinir.
*Ayrıca, aralarında beş de kadırga vardı. Onların gelişi
bizim için utanç verici bir şeydi.
*Ne olurdu, bir kez üstlerine varılsaydı da, küllerini
göklere savursaydık!”
S.29 b :
“*Fakat ey dost, şimdi Portekizliler oraya gidip (Hürmüz
Boğazı) o burunda bir hisar yaptı.
*O hisarcıkta bekler ve gelip geçen gemilerden haraç
alır. İşte, artık o ülkenin halini de öğrendin.
*Galip geldi Portekizliler hep onlara, kendilerinin
tüccarları kondu hanlara
*İster yazın, ister kışın olsun, Portekizli olmaksızın
alışverişe olanak kalmamıştır.
Onun bu dizelerinde, Hürmüz Boğazı ile, Hint
Okyanusu’nda kuvvet dengesinin Portekiz’den yana
değişmesinin endişeleri de görülmektedir. Piri Reis’in
aşırılığı, işte, bu kadardır.
Ama bunlara karşın, Piri Reis’in iyi duyguları ve
dilekleri din ayırımı yapmadan herkesedir. Parmakla
sayılacak kadar az sayıdaki bu aşırı ifadelere karşın,
Bahriye’de onun insancıl duygu ve düşüncelerini yansıtan
pek çok örnek bulunmaktadır. Bunların başında, kitabına
adını koyarken yapmış olduğu açıklamalar gelmektedir.
Hatırlanacağı gibi, Piri Reis, kitabına adını koyarken,
kitabındaki bilgileri Türkler veya Müslümanlara gerekli
olduğu için değil, bütün Akdeniz insanlarına gerekli
olduğunu düşünerek yazdığını belirtmektedir. Akdeniz
insanı deyimi ile de inançları, dilleri ve etnik
kökenleri ne olursa olsun Akdeniz kıyılarında yaşayan
bütün insanları kastetmektedir.
İlginç bir husus da, genelde, Müslümanlar arasında,
özellikle insan resmi yapmanın günah sayılmasına karşın
1513 tarihli haritasındaki başta Afrika Kıtası
üzerindeki insan resimleri başta olmak üzere, haritasına
pek çok insan ve hayvan resmi çizmiş olmasıdır. Yaşadığı
yıllardaki doğu ve batı insanlarının akıl almaz
bağnazlığı karşısında, yalnız bu davranışı bile, onun
hoşgörülü kafa yapısını göstermeye yeterlidir.
Ayrıca Bahriye, insan psikolojisine önem verilmesi, aç
gözlü değil cömert olunması, iyilik düşünüp iyilik
yapılması, insanların görünüşüne değil özüne bakılarak
değerlendirilmesi gibi Piri Reis’in üzerinde durduğu pek
çok değer yargısıyla doludur. Onun bu gibi görüşlerine
ilişkin birkaç örnek aşağıda sunulmuştur :
S.8 b :
“*Yine o (kaptan, denizci) kapıları açmanın yolunu,
oyunu, bilmeli; askerin durumunu da anlamalı.
*Bütün işini, sonunu hesaba katarak yapmalı, adına
sanına yakışır biçimde davranışlarda bulunmalı,
*O, daima iyilikler düşünerek mutlu olsun, gönensin,
sözleri kolaylık sağlasın. “
“*Onda açgözlülük, hırs olmamalı, kimseye üzüntü
vermemeli, çünkü açgözlülük ederse gaza edemez “
*Ey kutsal dinli kişi! Bu sözlerden ders al ki kendini
iyi ve doğru olarak tanıyasın.”
S.9 a:
“*O (İskender) kimsenin giysisinin atlastan mı, çuldan
mı olduğuna değil, yalnızca içindeki cevhere bakardı.”
*Ancak, cevher kime gerekiyorsa onda değil, başı
devletli, talihli olan kişide bulunur.
*Kimi kişilerin gerçek denizci diye anıldığını,
kimilerinin ise bildiği konularda bile yanıldığını gör.”
S.10 a :
“* (Azazil) Kendisini beğenmişlikle böbürlendi, bu
yüzden de ona lanet edildi.
*Şu halde, daima korkmak ve her hangi bir işi, ondan bir
iyilik umarak yapmak gerekir.
*İnsanın hep iyilik düşünmesi yeğdir. Yiğit, kötü işleri
iyiye dönüştüren kişidir.
*O, kendisi için ne düşünür, ne isterse başkası için de
aynı şeyi düşünüp istemeli ve cömert olmalıdır.”
Onun bütün bu özellikleri Bahriye’nin pek çok yerinde ve
özellikle şiir biçiminde yazılmış bölümde, kolaylıkla
görülmektedir. Aslında Piri Reis, Bahriye’yi askeri
amaçlı bir çalışma olarak hazırlamamıştır. Bu nedenle
Bahriye asker, sivil, ticari gemileri ile dini,
milliyeti ne olursa olsun tüm denizcilere yardımcı olmak
üzere hazırlanmıştır. Değinilen bu önemli hususa ilişkin
bulgular Bahriye’nin yazılış nedeni bölümünde ayrıntılı
biçimde açıklanacaktır.
Piri Reis’in Bahriye’yi bitiriş biçimi, sanki onun
bilime verdiği önemin ve insancıl niteliklerinin bir
özeti gibidir. Bu nedenle Bahriye’nin aşağıdaki son
dizeleri aynen alınarak, okurların beğenisine
sunulmuştur.
S. 361 b :
“ * Tanrıya şükürler olsun ki bu amacımıza eriştik;
ancak, bu arada bir arzum daha var.
*Onu gizli ve açık tümüyle anlatayım ve bütün bu gizler
sizlerce bilinsin.
*Bu kitap için yıllarca acı ve sıkıntıya katlanarak
öylesine çok çalıştım.
*Madem ki, bir kulpa yapışan her kul, yaptığı o işle bir
lütfa erişti,
*Ben de bu kitabı yazıp gerekli açıklamaları yaptığım
için bir sevap kazanmış olma umut ve beklentisi
içindeyim.
*Bu kitabı okuyup yararlanan ve böylece deniz
bilimlerinde olgunlaşanlar,
*Tanrı onu yüce katına kabul buyurarak ona acıya ve
eksikliğini bağışlaya” desinler.
*Bu kulunu şöyle yoksun komasın ve bu kitabıyla onun
bağışlayıcılığı ve esirgeyiciliği ile ödüllendirsin.
*Ancak benim de burada onlara bir yanıtım var: Kitabım
olgun kişilere ulaşınca,
*(Dilerim) onun yanlışlarını görsünler; onları düzeltme
güç ve olanağını bulsunlar.
*Tanrı, bu düzeltmeleri yapacak olan o bilgili ve
yetenekli kişiye eksiklerimi kavrayabilmesi için acıyıp
yardımcı olsun.
*Bir yanlış bulunca onu düzeltip tamamlasın, o bir
hataya karşılık bin lütfa erişsin.
*Bilimin, bilginin sonu yoktur. Bu nedenle hiç kimse
onun sonunu bulamaz.
*Sonu, sınırı olan hiçbir bilim dalı, yanlışı yanılgısı
olmayan kul yoktur.
*İnsanoğlunun işlerinde sık sık yanlış ve yanılgı
vardır. O yanlışları düzeltenler lütuf ve bağışa erişir.
*Üzüntü ve sıkıntılar ara verip fırsat buldukça ve
dilimin gücü yettiği ölçüde, yılmadan yorulmadan
çalışarak,
*Bu konuyu tüm ayrıntısıyla derleyip topladım ve yazdım.
(Umarım) bu kitabı kullanan, ondan yararlanan kapıyı
açma olanağı bulur.
*O kimse aynı zamanda, “Tanrı bu kula acısın” desin;
bunu diyen de kesinlikle Tanrı’nın rahmetine erişsin.
*Ayrıca, bunu işiterek “Amin” diyen de gelecekte tüm
belalara karşı güven içinde olsun.
*Sayılamayacak kadar Tanrıya şükürler, Tanrıya şükürler!
Umarı bulunmayan hiçbir tasa, hiçbir kaygı, acı olmasın.
*Bu kaygı ve sıkıntının da umarı bulundu ve bu
açıklamanın da sonu geldi.
*İşte bu nedenle sözü burada kestik; bitim noktasına
ulaştık ve böylece amacımız gerçekleşti.”
Buraya kadar yapılmış olan açıklamalarla, denizci bir
bilim adamının yaşamı, yeri geldikçe yorumlara da
dayandırılarak, gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.
Ancak, bütün yazılanlara karşın, onun yaptıkları ve asıl
değeri eserleri tam olara, çeşitli konulardaki uzmanlar
tarafından incelenmeden, onun hayatının tümüyle ortaya
konduğu ileri sürülemez. Bu görüşten hareket
edildiğinde, eserlerinin incelenmesi, bir bakıma Piri
Reis’in hayatının araştırılması demektir. Buraya değin
sunulmuş olan bilgiler de bir amatörün, değinilen amaca
yönelik çalışmalarıdır. Dolayısıyla Piri Reis’i tanımak
için önce onu sevmek ve anlamaya çalışmak gerekir ve
bundan sonra da yapılacak olan budur |