BAHRİYE’NİN TANITIMI
Hrt. Müh. Tümg.(E) Cevat Ülkekul
ÖZET

 

Bahriye’nin tanıtılması, biçimsel yönü ve içeriğiyle ayrı ayrı yapılmıştır. Karalamalarının yazımının bitiş tarihiyle, metin ve haritalardan oluşan yazmalar, Bahriye’nin anlatım düzeni, insan yaşam biçimleri, Akdeniz ekonomik yaşamından örnekler, tarihi bilgiler, söylentiler, Akdeniz su ürünleri, dip bilgileri, madencilik bilgileri, meteorolojik bilgiler ve tarihi bilgiler olarak kısaca anlatılabilir.
 

ABSTRACT

PIRI REIS AS A SCIENTIST

 

Piri Reis was one of the best scientists who lived in the golden age of The Ottoman Empire when Kanuni Sultan Süleyman (Suleyman The Magnificient) was on throne. Because of this, rather than a handbook, the “Bahriye” of Piri Reis is a Geographic atlas, the Social and Economic Geography book of the Mediterranean. Moreover, the information in “Bahriye” depended on observations and research and the reliability of the information was consolidated by giving reference where needed. The production of such a scientific work in those years can only be explained with the thought that the producer of the work, is a scientist with today’s mentality. The feature of Piri Reis which seperates him from his contemporaries is that he succeeded his work just like the scientists of the modern era.

If Piri Reis’s works and mostly “Bahriye” are observed in view of the facts outlined, it is impossible to ignore his works, after noticing his attributes of a contemporary scientist mentioned above. The first subject to emphasize on is that, Piri Reis prepared his maps and his book, based on his own researches and experiments, and again his observations and the source documents he gathered.

 

BİLDİRİ

 

BAHRİYE’NİN TANITIMI

Bahriye’nin tanıtılması için, eser biçimsel yönü ve içeriği ele alınarak ayrı ayrı incelenecektir.

Biçimsel Yönü ile Bahriye:

Bahriye’yi biçimsel yönüyle ele alırken ilk akla gelen husus eserin adıdır. Piri Reis, 1526 yılında, beyaza çekip, Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu eserinin baş sayfalarında şunları yazmıştır: “…Sözü edilen tüm bu konuları, ayrıntılı biçimde, esenlikler onun üzerine olsun, Hz. Peygamber’in hicretine dayanan tarihle dokuz yüz otuz iki (M,1526) yılına değin yazdım.Adı geçen yerlerin bütün biçim ve çizimlerini, gerekli açıklamalarla, Gelibolu’nun içinde bir yerde derleyip topladım. Böylece bu kitap oluştu. Bu düzenlemenin ilk ana biçiminde de Gelibolu yakınlarında, Sultaniye ve Kilidi Bahr (Kilidbahir) diye tanınan kalelerden başlayarak yer yer, durak durak, bu denizi anlattıktan sonra, dönüp dolaşıp sonunda yine adı geçen kalelerde tamamlandı. Gereksinim duyulduğunda, arzu olunan yerin,duraksamaya düşmeden bulunmasının kolaylaşacağı umulur. Ancak bu ilk kitap, alemlerin koruyucusu Padişahın mutluluklar saçan, efendilik eşiğine sunulması olanağı çok az bulunduğundan ve bizim de buna gücümüz yetmediğinden beyaza çekilmeyip öylece kalmıştı. Şimdi, bu önemsiz, toz toprak içinde kalmış değersiz kullarına, sadrazamlık divanı ve vezirlik makamının sahibi, devletin güneşi, mutluluklar ışığı sahibi, Tanrı işlerini kolaylaştırsın, İbrahim Paşa’dan saygı gösterilmesi kaçınılmaz bir sesleniş geldi ve sözü edilen karalamaları beyaza çekerek bir kitap oluşturmam buyuruldu. Ben de yerine getirilmesi zorunlu olan bu buyruğa ve dünyanın boyun eğdiği bu yargıya uyarak, güç ve kuvvetimiz yettiğince, Tanrı’nın yardımıyla, çaba ve özen gösterip bu kitabın tümünü beyaza çektim. Hazreti Sultanca beğenilmesini Yüce Tanrı’dan dilerim. Amin…”
Aslında Piri Reis 1521 tarihli Bahriye karalamasına bir ad vermemiştir. Karalamalar incelendiğinde, ne bunların başında ne de içinde Piri Reis tarafından verilmiş herhangi bir ad bulunmadığı görülmektedir. Ancak, bazı Bahriye karalamalarının, elle yazılarak yapılmış çoğaltmalarında, Piri Reis’in değil, kopyalamayı yapan yazımcıların, kendiliklerinden vermiş oldukları “Hadakat-ül Bahriye”, Netayücül-efkai, Cezayür-ül Bahar, Eşkal-i Cezayir-i Bahri-Sefid, Harita-i Ekalim ve Kitab-ı Ahval-i Bahri-Sefid ve Ceziretiha gibi değişik adlara rastlanmaktadır. Bu adlar bazen yazmaların birinci sayfalarındaki, başlık (ilk sayfanın üst başına yapılan süslemeli levha; serlevha da denmektedir.) içine, bazen cilt iç kapaklarına, bazen da yazmanın başındaki boş bırakılmış yaprakların herhangi bir sayfasına yazılmıştır. Doğal olarak bu gibi adlar, yazımcıları kişisel değerlendirmeleri ve yakıştırmalarından öte bir değer taşımamaktadır Sözü edilen değişik adların, Piri Reis’in başka eserleri olarak yorumlandığı da olmaktadır. Nitekim, Türk ve Dünya haritacılık tarihi üzerinde değerli araştırmaları olan Tuğg. Abdurrahman Aygün, Türk haritacılık Tarihi adlı eserinin 1. cildinde (s.46) “ Sorumluluğuna verilen Türk donanmasıyla yaptığı birçok deniz seferleri sonucunda Kitab-ül Bahriye, Hadakatül- Bahriye ve Netayüccül- efkai Cezayirül- Bahar adlarında, pek önemli ve pek değerli yapıtlar yazmıştır.” demektedir ki, bunların tümü, Bahriye ve Bahriye karalamaları kopyaları olup, eseri kopyalayan yazımcılar tarafından verilmiş değişik adlardan başka bir şey değildir.

Piri Reis eserinin adını karalamasını beyaza çekip son duruma getirdikten sonra koymuştur ve bu ad, yaygın biçimde bilindiği üzere “Kitab- Bahriye” değil, “BAHRİYYE” veya bugünkü okunuşu ile “BAHRİYYE” dir. Piri Reis eserine vermiş olduğu bu adı, cilt kapağı veya başlığın içine yazmamış, eserin nazım bölümünün sonlarına doğru dile getirmiştir. Piri Reis, burada yalnız eserinin adını değil, bu adı niçin verdiğini de açıklayarak ve şöyle demiştir (S.33 a):

“Zira bu yer halkına iy pür-Kemal”.(Çünkü ey olgun kişi, bu ülkenin insanına)
Bahr-i Rum ilmi gerek kim bile hal.(Durumu bilmeleri için Akdeniz’e ait bilgi gereklidir.)
Anın için iş büni yad eyledim.(Bu nedenle, işte bunları hatırladım [yazdım}
Dahi ’Bahriyye’ diyü ad eyledim.(Sonra da ona, ’Bahriye’ adını koydum.
Kim okursa bu kitabı ey kişi.(Ey insanoğlu! Bu kitabı kim okursa)
Arturur mellah içinde cümbüşü.(Denizciler arasında gücü, saygınlığı artar.)”

Bahriye adı,1526 tarihli beyaza çekilmiş eserin bütün kopyalarında, hemen hemen aynı sayfalarda yer almaktadır.

Bu noktada yalnız Piri Reis’in eserinin gerçek adının Bahriye olduğunun belirtilmekle yetinilmemeli, Kitab- Bahriye adının nasıl ortaya çıkmış olabileceği de incelenmelidir: Günümüze ulaşmış Bahriye yazmalarından Deniz Müzesi Kütüphanesindeki 989 numaralı, Köprülü Kütüphanesindeki 171 numaralı ve Fransa milli Kütüphanesindeki 956 numaralı yazmalar gibi bazılarında, eserin başlığına hiçbir ad yazılmamıştır. Yani esere, Kitab-ı Bahriye gibi herhangi bir ad, hatta başlık yazılmadan, doğrudan doğruya yazmanın metin bölümü başlatılmıştır. Eserin adı, yukarıda değinildiği gibi, nazım bölümünün sonunda bulunmaktadır. Buna karşın Bahriye’nin öteki kopyalarında, yazmanın ilk sayfasındaki başlığın içine, “Haza Kitabı- Bahriye” biçiminde bir ad yazılmıştır. Şöyle ki; Bahriye’nin yazıldığı günlerde matbaa henüz Osmanlı İmparatorluğuna getirilmemiş ve kitaplar yazımcılara (çoğunlukla düzgün ve güzel yazı yazan hattatlara) kopyalatılarak, çoğaltılmaktaydı. Kopyalamayı yapanlar, kopyaladıkları kitabın içeriğiyle ilgilenmez ne görürlerse onu yazarlardı.Bazı yazımcılar, yazmaya daha güzel bir görünüm vermek için, yazmanın ilk sayfasına başlık süslemesi koyar, başlık içine veya başlık yapılmamış yazmalarda ilk sayfanın başına, varsa, eserin adını da yazarlardı. Bunun gibi Bahriye’yi kopyalayan bazı yazımcılar eserin içindeki ada dikkat etmemiş olacak ki, eserin başlığının içine “Haza Kitab-ı-el Bahriye” yazmıştır. Bu başlık, bilinçli olarak “İşbu Bahriye’nin Kitabıdır” veya “ İşbu Bahriye Kitabıdır” anlamında yazılmış olabilir.. Anlaşılan, “İş bu Bahriye kitabıdır” veya “İşbu Bahriye’nin kitabıdır” anlamındaki “Haza Kitab-ı el- Bahriye” başlığının gerçek anlamına yeterince dikkat edilmemiş ve eser gerçek adı olan “Bahriye” yerine, “Denizcilik Kitabı” biçiminde anlaşılan “Kitab-ı Bahriye” adı yazılıp, söylenmiştir. Böylelikle başlayan “Kitab-ı Bahriye” alışkanlığı, günümüze dek sürüp gelmiştir. Bu gibi durumlara başka ülkelerde de rastlanmaktadır Örneğin, Alighieri Dante’nin yeryüzü ve gökyüzünün birlikte, işlendiği, Hıristiyanlık öğretisi olan ve dünya edebiyatının başyapıtlarından biri kabul edilen eserine verdiği gerçek ad “Commedia”dır. Dante’ye hayranlık duyan İtalyan şairi Boccasiso’nun Dante için “O, ilahi bir şairdir (Divino Peato)” nitelemesini yapması, esere “La Divina Commedia” (İlahi Komedya) denmesine neden olmuştur. Böylelikle eserin 1555’te Venedik’te yapılan baskısında, “Commedia” olan asıl adı değiştirilerek “La Divina Commedia” adı kullanılmıştır. Yeni ad o denli benimsenmiştir ki, artık eserin özgün adı olan “Commedia” akla bile gelmemektedir. Ancak, değinilen değişiklik Dante’nin eserinin içeriğinin anlamını etkilemediği halde, Kitab_ı Bahriye adının kullanılması Piri Reis’in eserinin içeriğinin anlamını etkilemiştir. Bu nedenle, hem Piri Reis’in eserine verdiği gerçek ad olduğu için, hem ona olan sevgi bağının bir gereği olarak , hem de eserin içeriğini daha iyi yansıttığı için, tarafımızdan yapılan bütün çalışmalarda “Bahriye” adının kullanılmasından kaçınalamamıştır. Yanlış bir anlamaya neden olunmaması amacıyla, konunun ilk olarak burada dile getirilmediğini, geçmiş yıllarda da Bahriye adının bilinçli biçimde kullanılmış olduğunu belirtilmek gerekir. Örneğin; Katip Çelebi de Tuhfetü’l- Kibar Fi Esfarr’l Bihar’ da Piri Reis’ten söz ederken, “…Bu Piri Reis Bahriye adlı kitabı yazıp Akdeniz’i anlatmıştır. İslamların bu konuda başka kitapları olmadığından denizde gezenler ona baş vururlar…”, demektedir.

Piri Reis’in eserini kaleme almasından yıllar sonra, Alman tarihici ve Türkolog Prof. Paul Kahle, bazı Bahriye karalamalarından yararlanarak, yazmanın, Rodos Adasına kadar olan bölümünü, 1926 yılında Almanca’ya çevirerek yayınlamıştı. Bu yayında eserin adı, Almanca çevrim yazımıyla (transkripsiyonu ile), doğru biçimde, “ BAHRİJE” olarak yazılmıştır. Ayrıca, Bahriye adının başka yayınlarda da kullanılmış olduğu görülmektedir. Örneğin: E.J.Brill’s First Encyclopaedia of Islam 1913-19162 de Piri Reis maddesinde “ Piri Reis is generally known as the author of a saling book of theAegean and Mediterranean known as Bahriye…” (Piri Reis daha çok Ege Denizi ve Akdeniz’in deniz kılavuzu olan ve Bahriye olarak bilinen kitabın yazarı olmakla tanınır) denilmiş veya Von Hans J. Kissling’in “ Zur Bescheiben des Rhone-Deltas in der Bahriye des Piri Reis” (Piri Reis’in Bahriye’sinde Rhone Deltası’nın anlatılışı) makalesindeki açıklamada yine ayni ad kullanılmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Bahriye’nin Yazımının Bitiriliş Tarihi

Piri Reis’in yukarıda değinilen satırlarından çıkan sonuca göre; Piri Reis yıllar yılı topladığı bilgileri, tuttuğu notları ve yapmış olduğu çizimleri bir araya getirerek önce eserinin karalamasını (müsvettesini) hazırlamıştır. Karalamanın yazılması 927 Hicri yılında (11 Aralık 1520- 29 Aralık 1521) tamamlanmıştır.

Yine yukarıdaki satırlarında açıkça belirtildiği gibi, Piri Reis, kitabının beyaza çekilmesini, 932 Hicri yılında tamamlamıştır. Piri Reis eserinin beyaza çekiliş tarihini yalnız kitabının baş sayfalarında yazmakla kalmamış o yıllarda adet olduğu üzere, eserinin sonuna “Ana feyz hadi” (doğru yolu gösterici ilim ve irfan) biçimindeki ebcet, hesabıyla düştüğü tarihle de, eserin 932 Hicri yılında bitirildiğini yinelemiştir.

Konunun daha iyi açıklanması bakımından, sözü edilen “ebcet” veya “ebcet hesabı”nın anlamının kısaca açıklanması gerekir: Türk, Arap ve Fars edebiyatlarında çok kullanılan bu hesaplama yöntemi, Arap alfabesinin her bir harfine 1’de 10’a kadar birer birer; 10’dan 100’e kadar onar onar ve yüzden 1000’e kadar yüzer yüzer artırmak yoluyla bir değer verilmesine dayanır. Bu düzenlemeye dayanarak her bir harfi bir rakamla karşılayan ve anlamlı veya anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik düzendeki harf sıralamasına “ebcet”, bu düzenlemeden yararlanarak kelimeleri rakama çevirmeye veya kelimelerle veya dizelerle önemli bir olayın tarihini gösterme yöntemine de “ebcet hesabı” denmektedir. Ebcet hesabına dayanılarak tarih düzenlemeye de “tarih düşürme” adı verilmektedir. Örneğin, İstanbul’un fethine düşürülen tarih ”Beldet ün tayyibe”(temiz belde)dir. Bu kelimelerdeki harflerin sayısal değerlerinin karşılıklarının toplamı 857(1453) tarihini vermektedir. Piri Reis’in düşmüş olduğu “ana feyz-i hadi” de ayni biçimde hesaplandığında;
ana 1+ 20 + 1 = 22
feyz 80+ 10+800 = 890
hadi 5+ 4+ 11 = 20
Toplam = 932 yılı elde edilmiş olur .

Bahriye’nin içeriğine geçilmeden önce, Bahriye karalamaları ve Bahriye’nin hangi tarihlerde yazıldıklarının da iyice incelenmesi gerekir. Çünkü, Bahriye’de verilen tarihler Hicri tarihtir. (Hicri tarih, İslam ülkelerinin çoğunda kullanılan ve ay yılına göre hesaplanan, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği gün başlayan takvimdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, 1826 yılında Hicri takvim terk edilerek, Miladi takvimin kullanılmasına başlanmıştır. y.n.) Bahriye karalamasının ve Bahriye’nin yazılış tarihlerinin Miladi yıl olarak karşılıklarında bir sorun bulunmaktadır, şöyle ki: Hicri 927 yılı 11 Aralık 1520 günü başlamakta, 29 Aralık 1521 günü bitmektedir. Hicri 932 yılı da 10 Ekim 1525 günü başlamakta ve 6 Ekim 1526 günü sona ermektedir. Bu aralıklar nedeniyle bazı araştırmacılar Bahriye karalamasının 1520, Bahriye’nin 1525 yılında ve bazı araştırmacılar ise karalamanın 1521, asıl eserin 1526 yılında tamamlanmış olduğu görüşündedir. Aslında Hicri yılın Miladi yıla çevrilmesindeki tarih aralıkları nedeniyle her iki görüşün de doğru olduğunun kabul edilmesi gerekir. Ancak, hangi yıl daha doğrudur? Doğru yılın, eserin içeriğindeki bilgilerden yararlanılarak saptanması ve belirsizliğin giderilmesi olasılığı varken, bugüne kadar üzerinde pek durulmamıştır. Halbuki çeşitli yazmaların birbirleriyle karşılaştırılmaları ve yazmaların içeriklerinin derinliğine incelenmeleri ile bir sonuca ulaşılabilmesi mümkündür. Nitekim, aşağıda görüleceği üzere, yalnız birkaç karalama yazmasının incelenmesiyle bile bir sonuca erişilebilmektedir:

Birçok Bahriye karalamasından biri de olan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesindeki B-337 (Bağdat-337) numaraya kayıtlı yazmadır. Öteki Bahriye karalamalarında olduğu gibi, bu karalamanın ilk sayfalarında da, yazımının tamamlandığı yıla ilişkin bir bilgi bulunmaktadır (s.1 b ) :

“…tarih dokuz yüz yirmi yedi yılında (11 Aralık 1520-29 kasım 1521) iken, Gelibolu’da düzenlemek üzere bir yerde toplarken önce açıklamaları yazılıp, sonra yerleri ve şekilleri çizildi.”

Demek ki, Bahriye karalamasının yazımının 927 yılında bitirildiği kuşku götürmez biçimde bellidir. Ancak 927 yılının belirlenmesi yeterli değildir, hangi ayında bitirildiğinin de bulunması gerekir. Dolayısıyla, bu kez, karalamaların ilk sayfalarında bulunan padişahlara ilişkin övgüler incelenmiştir. Çünkü eski kitapların giriş bölümlerinde, eserin yazıldığı tarihte tahtta bulunan padişahın adına yer verilmektedir. Örneğin; Deniz Müzesi Kütüphanesindeki 987 numaralı ve Berlin Devlet Kütüphanesindeki Diaz A. Foliant 57 numaralı yazmaların, hemen hemen birbirinin ayni olan, aşağıya da alınmış olan satırlarında, bu karalamaların Kanuni Sultan Süleyman zamanında tamamlandığı yazılmıştır:

“Özellikle, gün ışığı ve ay parlaklığı, Arap ve Acem sultanlarının sultanı, Tanrının yeryüzündeki gölgesi, Sultan Bayezid oğlu, Sultan Selim Han’ın oğlu Sultan Süleyman Han’a, ihsanı bol Tanrı yardımını esirgemesin, kıyamete değin devletini sağlam ve güçlü kılsın, utkular versin; gücünü ve ömrünü artırsın. Amin”.

Halbuki, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki, B-337 numaralı Bahriye Haralamasındaki, aşağıdaki övgü bölümü, karalamanın yazımının, Kanuni Sultan Süleyman zamanında değil, babası Yavuz Sultan Selim zamanında bitirilmiş olduğunu göstermektedir :

“…Arap ve Acem sultanlarının sultanı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim han, Tanrı yardımını esirgemesin, kıyamete değin devletini sağlam ve güçlü kılsın, utkular versin, gücünü ve ömrünü artırsın. Amin”

Bu satırlara göre Bahriye karalaması Yavuz Sultan Selim zamanında bitirilmiş, dolayısıyla övgü satırları da o tarihte Padişah olan Yavuz Sultan Selim Han’a yöneltilmiştir. Ancak, öteki karalama yazmalarıyla yapılan kıyaslamadan anlaşıldığına göre yazım çalışmasının bitiminden bir süre Yavuz Sultan Selim ölünce, karalamanın baş sayfaları tahta çıkan Sultan Süleyman’a göre değiştirilerek yeniden düzenlemiş veya kopyalamayı Kanuni zamanında yapmış olan yazımcılar, değinilen düzeltmeyi kendiliklerinden yapmışlardır. Buradan hareketle karalamanın yazımının hangi tarihte bitirilmiş olduğu belirlenebilmektedir. Şöyle ki; H.927 yılı 11 Aralık 1520 günü başlayıp, 29 Aralık 1521 günü sona ermektedir. Yavuz Sultan Selim ise Edirne’ye gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, yolda aniden hastalanarak 21 Eylül 1521 Cuma günü akşamı vefat etmiştir. Buna göre, Piri Reis Bahriye karalamasının yazımını 1521 yılının yaz aylarında bitirmiş olmalıdır. Çünkü, karalamalarının öteki çoğaltmalarında, hep Kanuni Sultan Süleyman’dan söz edilmektedir. Bu durumda Sultan Selim, Piri Reis’in notlarının karalamaya dönüştürülmesinin hemen ardından ölmüştür. Böyle olmasaydı, Yavuz Sultan Selim’den söz eden başka karalamaların da bulunması gerekirdi. Sultan Selimin ölüm tarihi göz önüne alındığında, karalamanın Temmuz – Eylül 1521 aylarında
tamamlanmış olduğu ortaya çıkmaktadır.

Benzer bir değerlendirme yapılarak, Bahriye’nin yazımının tamamlandığı tarih de belirlenebilmektedir : Piri Reis, Bahriye’de Tunus’u anlatırken( s. 268 b) şöyle demektedir:” …Osman’da sonra yerine oğullarından Mevlay-ı Hasan tahta geçip ülkeyi yönetmiş o da ölünce onun oğlu Mevlay-ı Muhammed tahta geçmiş. Biz Tunus’a gittiğimiz zaman Mevlay-ı Muhammed hükümdarlık postunda idi. O da aşağı yukarı otuz yıl hükümdarlık yaptı. Şu anda Tunus ülkesinin sultanı yani hükümdarı Mevlay-ı Hasan’dır…”

Tunus’un 24 üncü hükümdarının Ebu-Abdullah Muhammed Mevlay-ı Hasan birincisinde 22 Ağustos 1526 günü tahta çıkıp 21 Temmuz 1543’e kadar 21 yıl 7 ay, ikincisinde de 1543’ den başlayarak 8 yıl hükümdarlık yapmıştır. Piri Reis’in “…Şu anda Tunus ülkesinin Sultanı Mevlay-ı Hasandır…” demesinden, Bahriye’nin yazımının sürdürüldüğü sırada, Tunus’ta Mevlay- Hasan’ın hükümdar olduğu anlaşılmaktadır. Mevlay-ı Hasan 22 Ağustos 1526 günü tahta çıkmıştır. Piri Reis ise Bahriye’nin yazımını 932 hicri yılında, yani miladi tarihle 10 Ekim 1925 : 6 Ekim 1526 günleri arasında tamamlamıştır. Bu durumda Bahriye 22 Ağustos 1526 ile 6. Ekim.1526 tarihleri arasında beyaza çekilmiş olmaktadır.


I- Bahriye Karalamaları - 152 (Metin Ve Haritalardan Oluşan Yazmalar)

1- Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, B (Bağdat) 337 kayıt numaralı yazma
2- Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 2605 numaraya kayıtlı yazma
 

                           

 

 

 

 

 

 

 Yazmanın 5 b sayfası ile  Çanakkale Boğazının bulunduğu 6 a sayfası

1-Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 3161 kayıt numaralı yazma       

Siyah renkle gösterilmiş kumsallıklar (S.71b) 

Dağları benekli noktalarla bezenmiş gösterilmiş Sicilya Adası

2-Süleymaniye Kütüphanesi, Aşir Efendi, 227 numaralı yazma

 

Müntehab- Bahriye-i Piri Reis’teki Dünya yarım küreleri

Tarih-i Hind-i Garbi’deki Dünya yarım küreleri

 

3-Süleymaniye Kütüphanesindeki, Hamidiye 945 numaralı yazma

Eğriboz Adası (19 b)

Kıbrıs Adası (34 b) Haritalar

 

4-Süleymaniye Kütüphanesi, Hamidiye 971 numaraya kayıtlı yazma

Marmara Denizi ve İmralı Adası (162 b, 163 a)

 

5-Süleymaniye Kütüphanesi, Hüsrev Paşa 272 numaraya kayıtlı yazma

                                             Venedik görünümü (77 a, b)

6-Süleymaniye Kütüphanesi, Yeni Cami 790 numaralı yazma

 

7. Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet Paşa 172 numaraya kayıtlı yazma
8. Nuruosmaniye Kütüphanesi, 2990 numaraya kayıtlı yazma
9. Nuruosmaniye Kütüphanesi , 2997/1 numaraya kayıtlı yazma. 2997 numaraya kayıtlı,
10. Millet Kütüphanesi, Ali Emiri- Coğrafya No. 1 kayıt numaralı yazma
11. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki Nadir Eserler TY.123/2 numaralı yazma
12. Deniz Müzesi’ndeki, 987 numaralı yazma (Yazmanın eski kayıt numarası 3535 tir.)
13. Deniz Müzesindeki 990 Numaralı Yazma (Yazmanın eski kaydı 3638 dır)
14. Atatürk Kütüphanesi, Belediye, Muallim Cevdet O-30 numaralı yazma
15. İtalya-Bologna Üniversitesi Kütüphanesindeki (Bibioteca Universitaria di Bologna-İtaly) Marsigli, MS 3612 numaralı yazma
16. İtalya, Bologna Üniversitesi Kütüphanesindeki Marsigli, MS, 3613 numaralı yazma
17. Almanya- Saksonya Eyaleti, Dresden Kütüphanesindeki M S. Eb. 389 numaralı Yazma.
18. İngiltere, Oxford. Bodlain Library, MS. D’ Orville 543 numaralı yazma
19. Fransa, Paris, Fransa Milli Kütüphanesi ( Bibliotheque Nationale de France “BNF”), MS Suppl. Turc 220 numaralı yazma
20. Almanya, Berlin, Deutsche Staatbibliothek, Diez A. Foliant 57 (Almanya Devlet
21. A.B.D. ‘de özel bir harita koleksiyonunda bulunan yazma:
22. Avusturya, Viyana, Avusturya Milli Kütüphanesi, Resim Arşivi ve Tablo Koleksiyonu Österreichische Nationalbibliothek Bild Archiv und Portrat Sammlung) Cod.HO. 192 Osmanlı Tarihi (Historia Osmanica) daki yazma
23. Almanya, Kiel Üniversitesi Kütüphanesi ( Kiel Universitatsbibliothek ) Cod. MS. Or. 34
24. İngiltere, Londra, British Library ( Britanya Kütüphanesi) MS. Or. 4131 numaralı yazma

1-a. Bahriye karalamaları (1521). Yalnız haritası olan, metinleri olmayan yazmalar.
1. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi B (Bağdat) 338 numaralı yazma
2. İngiltere, Nasser D. Khalili Collection of Islamic Arts (İslam sanatları Nasser D. Khalili Collection, İslam Sanatları Nassar D. Khalili Koleksiyonu) MS. 718 numaralı yazma.
3. İtalya, Bologna, Biblioteca Universitaria di Bologna (Bolonya Üniversite Kütüphanesi) M 3609 numaralı yazma (Seyyid Nuh’a atfedilmekte ve yazma daha çok bu ad ile bilinmektedir)
1-b. Bahriye karalamaları (1521). Yalnız metinleri olan, haritaları olmayan yazmalar.
1. İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Kütüphanesi 340/ 2 numaralı yazma

2- Bahriye yazmaları - 932 (1526) tarihili özgün yazmadan yapılmış çoğaltmalar (istinsahlar)

1. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 2612 numaralı yazma
2. Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet paşa 171 numaralı yazma
3. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, H. (Hazine) 642 numaralı yazma
4. Topkapı sarayı Müzesi Kütüphanesi, R (Revan) 1633 numaralı yazma
5. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Nadir kitaplar, T. 6605 numaralı yazma
6. Deniz Müzesi Kütüphanesi’ndeki 988 (eski No. 3536) numaralı yazma
7. Deniz Müzesi kütüphanesi 989 (eski No. 3537) numaralı yazma
8. Süleymaniye Kütüphanesi, Hüsrev Paşa 264 numaralı Yazma
9. A.B.D. Baltimor, Walters Sanat galerisi (Baltimore, Walters Art gallery ) MS.W. 658 numaralı yazma
10. Fransa, Paris, Fransa Milli Kütüphanesi (BNF) Ms. Suppl. Turc. 220 numaralı yazma
11. Kuveyt, Dar ak- Athar al- İslamiyah, LNS. 75 MS. Numaralı yazma

Bahriyenin Anlatım Düzeni

Bahriye’nin anlatım düzenini biçimsel bakımdan dört bölüme ayırmak olasılığı vardır. Birinci Ana Bölüm: “Başlangıç Bölümü” olarak adlandırılabilir (S. 4 b: 6 a): Bu bölüm, genellikle o günlerin öteki yazmalarda olduğu gibi, “Besmele” ve Hamdele” denilen anlatımla başlamaktadır. Yani Bahriye’nin başlangıç bölümü “Besmeleyle (Acıyan ve Esirgeyen Tanrı’nın adıyla)” başlamakta, sonra Hazreti Peygamber’e olan şükran duyguları (hamd) ve övgüler dile getirilmekte, ardından, atalarının da adı verilerek, devrin padişahına övgüler yapılıp, dua edilmektedir.

Piri Reis, Besmele ve Hamdele’den sonra, açıklamalarını “Kitabın Yazılış Nedenini Açıklama” başlığını altında sürdürür ve şunları söyler (s.5 a):

“ Bu kitabın yazılış nedeni şudur : Dünyanın koruyucusu Padişah Hazretleri’nin yücelik yuvası eşiğine ve mutluluk veren kapısına yeryüzünün en yetkin kişileri, ulu Padişahın eşsiz himmetleriyle varlık göstererek ad ve ün kazanmak amacıyla türlü bilim dallarından armağanlar sunmuşlardır. Rahmetli Reis Gazi Kemal’in, erkek kardeşi Hacı Muhammed’in bu güçsüzler güçsüzü oğlu, zavallı Piri Reis( ben) de ayni ümitle Padişah Hazretlerinin gökyüzü benzeri kapılarına gücünün yettiği ölçüde bir armağan olmak üzere deniz bilimi ve denizcilik sanatı alanında bir hatıra kitap yazdım. Bugüne değin hiç kimse bu konularda yararlı bir yapıt bırakmamıştır…”

Piri Reis’in açıklamalarının ilk satırları, onun eserini ad ve ün kazanmak amacıyla yazdığı görünümünü vermektedir. Oysa bu satırlar, o günlerin kitaplarında bulunması doğal olan, hatta bulunması gereken, biçimsel nedenle konmuştur. Yani Piri Reis, burada bir bakıma, kitabının yazılışının görünürdeki nedenini açıklamaktadır. Zaten Piri Reis de usulen yazılmış bu satırların hemen ardından, asıl amacının “deniz bilimi ve denizcilik sanatı alanında yararlı bir eser” bırakmak olduğunu yazarak gerçek amacını ortaya koymakta gecikmemiştir. Ancak Piri Reis amacının belirtilmesinde bu kadarla yetinmez, yeri geldikçe, amacını yineler. Bunlardan biri eserine “Bahriye” adı koyarken yaptığı açıklamadır. Bir başkası da “ Reşit Ağzından Mısır’a Değin , Nil Irmağı’nın Kıyıları Anlatılır” başlıklı 168’inci fasıldaki, bulunmaktadır. Piri Reis burada amacını, dolaylı biçimde açıklamakta ve şöyle demektedir (s. 299 a): “ Bu kitapta Nil Irmağı’nın köy, ada ve başkaca özelliklerini belirtmemizden amaç, denizcilerin Akdeniz’de olduğu gibi,onları gerektiğinde kullanıp yararlanmalarına olanak sağlamak değildir. Nil Irmağı’nın her yeri limandır ve sakınılacak hiçbir yeri yoktur. Ancak Akdeniz’de gördüğümüz tüm yerleri anlattık. Bu arada Nil Irmağı’nın da, Mısır’a değin dolaşıp gördüğümüz yerlerini kaydetmek gerekir…”

Piri Reis kitabının gerçek yazılış nedenlerini eserinin başka sayfalarında da açıklamıştır:
“… buna karşın bu hususlarda yetkin ve yeterli kişilerin, belirtilen nitelikteki yerleri daha önceden görmemiş ve öğrenmemiş olsalar bile, bu kitaptaki açıklamaları dikkate alıp uygulamaları durumunda, Yüce Tanrı’nın yardımıyla, kılavuza gereksinme bırakmayacak bir yöntemle işlerini kolaylaştırdım. Umulur ki bu yolda yürüyen ve bu alanda yetkin olan kardeşler de bu kitaba başvurdukları ve kullandıkları zamanlarda, bu değersiz kişiye (bana) hayır duada bulunmayı unutmazlar.” Veya “Bu kitabı anlatılanlara göre davranacak olanların kaygısını gidermeleri için yazdım…” demesi gibi.

Bahriye’nin yazılış nedeninin açıklanmasından yararlanılarak, Bahriye’nin hazırlanış biçimine de değinmek gerekir. Çünkü kitap, yazılış amacına uygun biçimde, sağlam verilere dayanılarak hazırlanmıştır. Bunun için Piri Reis, denizlere açıldığı 1481 yılının ilk günlerinden başlayarak bilgi toplamış, yerinde incelemeler ve gözlemler yapmış, bunları yazmış ve çizmiştir. Yeri geldiğinde,önce notlarını bir araya getirerek, yapıtının iskeletini oluşturmuştur. Daha sonra da ileride değinileceği üzere kitabını son duruma getirmiştir. Bun nedenle Piri Reis yapıtının ne derece doğru ve yararlı bir çalışma olduğunu bilmekte ve yine bu nedenle ondan yararlanılmasını içtenlikle, herkese, önermektedir.

İkinci Ana Bölüm: Bahriye’nin ikinci bölümü, konuların şiir biçimindeki yazılımla anlatıldığı “Nazım Bölümü” dür.Bu bölüm 1024 dizedir. Yazmanın 6 a: 37 a sayfaları arasında yer alan bu bölüm, kendi içinde 50 kısma ayrılmıştır. Bu kısımlar, Piri Reis tarafından fasıl olarak adlandırılmıştır ve her bir faslın başına anlatılan konuyu özetleyen bir başlık konulmuştur.. Örneğin; “Bu fasılda Kaptan Ağzıyla Fırtına anlatılır” veya “Bu Bölümde Okyanus’ta Kullanılan Yıldızlar Küresi Anlatılır” gibi.

Nazım bölümünde, atlaslarda olduğu gibi, çeşitli genel coğrafya ve denizcilik bilgileri bulunmaktadır. Özgün yazmada ve bugünkü Türkiye Türkçe'sine yapılmış çevirilerinde, fasıllara herhangi bir numara verilmemiştir. Bazı fasıllarda, biçimsel olarak fasıl başlığının adının yazılacağı çizgiler çizilmiş, ancak çizgilerin arasına faslın konusu yazılmayarak boş bırakılmakla veya yanız “fasıl” kelimesi yazılmakla yetinilmiştir.Bu gibi fasıllar bir önceki konunun ayrıntısını içermekte veya yeri geldiği için değinilmesi gereken bir bilgiyi vermektedir. Nazım bölümü, değişik sayıdaki dizeleri içeren, toplam 50 fasıldan oluşmaktadır. Örneğin “Koşuk” başlıklı 1. fasıl; 90 dizedir. .

Düzyazı Bölümünün Biçimsel Düzeni

Akdeniz, Bahriye’de 207 fasıla ayrılarak anlatılmıştır. Akdeniz’in anlatımı, ayrıca 226 harita ile pekiştirilmiş, gerekli görülen durumlarda, haritalar üzerine yazılı bilgiler eklenmiştir.

Fasıl başlıklarında ifade edilen coğrafi özelliklere göre değerlendirme yapılacak olursa, başlıklarda söz edilen konu sayısı fasıl sayısından daha çoktur. Çünkü fasıl başlıklarında bazen birden çok kent, liman ada gibi coğrafi özelliğin yer aldığı görülmektedir. Örneğin; 34 ncü fasılın başlığı “ Bu Fasılda Harke Adası Anlatılır” biçimindedir. Fasıl başlığında yalnız bir ada adı geçtiğinden, sınıflandırma yapılırken, başlık bir ada olarak dikkate alınmıştır. Halbuki 54 ncü faslın başlığı “Bu Bölümde Avarina Kalesi Ve Zakilda Adası Anlatılır” biçimindedir. Burada sınıflandırılma yapılırken, bir ada ve bir kale hesaba katılmıştır. Bunun gibi, fasıl başlıklarındaki coğrafi özellikler sınıflandırılırken, başlık metinlerin içeriği değil, fasıl başlıklarında belirtilmiş olan coğrafi özellik göz önünde tutulmuştur. Örneğin; 165 nci fasılın başlığı ; “Bu Bölümde Kalovri Kıyılarındaki Kotorande Kalesi Anlatılır” biçimindedir. Ancak anlatılmak istenen Kalovri Kıyıları değil, Kotorande Kalesi’dir Dolayısıyla bu fasıl kalelerin kategorisine konulmuştur. Fasılların konu sayısının, fasıl sayısından fazla olmasının nedeni budur. Bu esaslara göre,yazmanın fasıl başlıklarında 303 coğrafi özellikten söz edilmiş olduğu görülmektedir. Bunların 103’ü belli başlı ada, 82’si belli başlı kale, 70’i başlangıç ve bitim noktaları verilen kıyı, 14’’ü liman,12’si kent, 6’sı yer adı (mevki), 4’’ü körfez, 1’i deniz ve 1’i de köy adıdır.Doğal olarak yazma metninin içeriğindeki coğrafi özelliklerin sayısı çok fazladır. Metin içinde geçen coğrafi özellikler ile bunların sınıflandırılması “Coğrafi Yer Adaları” başlıklı bölümde ele alınmıştır.

Piri Reis, Bahriye’nin başındaki “Bu Kitabın Yazılış Nedeni” başlıklı bölümde, genel bir anlatımla, Akdeniz’in incelenme sırasını şöyle açıklamaktadır:

(s.52 b)“…Gelibolu yakınlarında, Sultaniye ve Kilid-il- Bahr diye tanınan kalelerden başlayarak yer yer, durak durak bu denizi anlattıktan sonra, dönüp dolaşıp sonunda yine adı geçen kalelerde tamamlandı…”

Ancak burada Akdeniz’in anlatımında izlenen sıra ana hatları ile verilmiş, ayrıntılara girilmemiştir. Çünkü Akdeniz, aralarında üç bine yakın adanın bulunduğu birbirine yakın iki kıyı arasında yer almaktadır. Böyle karmaşık bir yapıda, yeri gelmeden ayrıntıya girmek, okuyucunun konuları karıştırmasına neden olabilirdi. Nitekim, düzyazıdaki açıklamalar sürdürülüp, Adalar Denizi’nin karmaşık yapısına girildiğinde, anlatım düzeninin ayrıntıları da verilmeye başlanır.

Bu ayrıntılar ilk olarak, İpsara Adası’nın anlatıldığı bölümün son satırlarında yer almaktadır:
(67 a)”İpsara Adası’nın dışlanmaması için, onu da burada anlattık; fakat ele alış ve anlatış düzeni bakımından, şimdi, Anadolu kıyılarındaki bazı limanları anlatalım ve sonra (yeniden) adalara yönelelim.”

Denilerek önce Sablıca Limanı ve Alaçatı kıyıları, sonra, Sığacak Limanı anlatılır ve Sisam Adası’na geçilir. Aşağıdaki haritada gösterilen sıraya göre, buradaki adalar anlatıldıktan sonra Keçi Adası’ndan Acısu kıyılarına dönülür. Keçi Adasından, Andire Adası’na değin anlatım düzenine ilişkin, başka bir açıklama bulunmamaktadır.

Bahriye’nin anlatım düzeninin asıl ayrıntısı, Andire Adası’ndan Rumeli kıyılarına gelindiğinde, ana konuya geçilmeden önce, açıklanmaktadır. Çünkü buraya kadar, olan Adalar Deniz’i anlatılmıştır.( Bu denizin Türkler ve Avrupalılar tarafından kullanılan ortak adı “Adalar Denizi” veya “Adalar Arası Denizi”dir y.n..) Bundan öteye Frenk ülkeleri ile Afrika’nın kuzey kıyıları dile getirilecektir. Okuyucuya yeni bir hatırlatma yapılması gerekli görülmüştür.

Piri Reis’in buradaki açıklaması, ayni zamanda Adalar Denizi’nin ( Türklerin ilk olarak Akdeniz adını verdikleri coğrafi bölgenin) ilk ve tek coğrafi tanımıdır. Piri Reis’in tanımı şöyledir (S.116 a):

“Adalar arası diye tanınan ve Müslüman olmayanlar arasında da Arso Pelago ( burada bir kopyalama hatası olmalıdır. Çünkü ayni kelime Kültür B. nüshasında ‘Arsu Paluga’ ve Tercüman nüshasında ‘Arsu Pelago’ biçiminde yazılmıştır y n.) olarak ün kazanmış bulunan adalardan uygun ve gerekli olanlarını düzenli bir biçimde anlattık. Şimdi de burada yapmamız gereken iş Rumeli kıyıları ile, Cebelitarık Boğazına değin tüm Frenk (İtalya,Fransa, İspanya) kıyılarını; ondan sonra da Afrika’nın Kuzey- Batısındaki Akdeniz kıyılarını anlatmak; buraları dolaştıktan sonra da İskenderiye ve Şam ülkesinin (Şam, eskiden, Suriye denilen geniş bir ülke ve yörenin adı olup Osmanlı İmparatorluğu dönemine Halep, Suriye, Beyrut vilayetleri ile Kudüs Sancağı’nı içine alırdı. y.n.) kıyılarından geçerek,Anadolu kıyıları boyunca, yeniden Rodos Adası’na gelmek; oradan da Kerpe ve Girit Adaları ile Anafya, Değirmenlik, Mortad, Eskiri, İskados ve Çamlıcalar’dan dolaşıp (Kültür B. İle Tercüman nüshalarında adaların sıralanışı değişiktir) Boğaz Hisarlarına ulaşmaktır. Anlatım düzeninin bozulmaması için Boğaz Hisarlarından başladığımıza göre yine yolculuğu o kalelerde tamamlamalıyız.”

Benzer bir açıklama, ileride, 130 ncu faslın başlığında yer alacaktır (s.230 a):
“Gedelan Adalarının anlatılmasını tamamladık. Anlatım düzeninin korunması için, yine, dönüp Pulya kıyılarından başlayalım: Şimdi bu bölümde söz konusu kıyılardan öncelikle Polo Kastiro Kıyılarını anlatalım”

Bu açıklamalar Piri Reis’in anlatım düzenini, bir plana dayandırarak, bilinçli biçimde belirlediğini göstermektedir. Anlaşıldığına göre Piri Reis, Bahriye’nin anlatım sıra ve düzenini, o yıllarda Akdeniz’de, rüzgar, akıntılar ve öteki hava koşullarına bağlı olarak oluşturulmuş ticari ve askeri bakımdan en çok kullanılan deniz yollarına göre belirlemiştir.

Bahriye’nin Metin ve Haritaları Arasındaki Biçimsel İlişki

Bahriye’de, Akdeniz’e ilişkin yazılı bilgilerin bulunduğu fasılların hepsinin sonuna, anlatılan yöreye ilişkin bir harita çizilmiştir. Piri Reis, Bahriye’nin yazılı açıklamaları ile çizili açıklamaları denilebilecek haritaları arasındaki bağlantıyı birçok yerde açıklamaktadır, Örneğin: (s.5 a,b):

“…Bugüne değin hiç kimse, bu konularda yararlı bir yapıt bırakmamıştır. Bu amaçla Akdeniz kıyılarının ve adalarının, bayındır ve ören yerlerini, limanları ve suları ile denizdeki taşlarını ve sığ kesimlerini,daha önceleri merhum Kemal Reis ve başka gazilerle birlikte edindiğim kesin bilgilere ve kendi gözlemlerime dayanarak inceledim ve bunları eksiksiz olarak açıkladım. Çünkü burada anlatılanların tümünü haritada belirtmek kolay ve olanaklı değildir; bunlar (haritalarda) son derece kısa ve öz verilmiştir…”

Piri Reis’in, bu satırlarında, Akdeniz kıyıları ve adalarına ilişkin hangi bilgiler topladığını, bunları nasıl inceleyip yazdığını açıklamaktadır. Ancak Piri Reis’in açıklamalarında, bir başka gerçek daha dile getirilmiştir: Bu bilgiler çok ayrıntılıdır ve haritalara genelleştirilerek (arazi üzerindeki ayrıntıların tümünü harita üzerinde göstermeye olanak bulunmadığından, kullanılacak ölçeğe uygun olarak, bunların azaltılarak, gerektiği kadarının haritalara aktarılması) konulmak zorundadır. Dolayısıyla, Piri Reis, ayrıntıların tümünü göstermek için haritaları değil, yazılı açıklamaları yeğlediğini belirtmektedir. Nitekim daha sonraki açıklamalarında da benzeri bilgileri görmek olasılığı vardır.

Piri Reis’in bütün bu yazdıklarından iki önemli sonuç çıkmaktadır: Birincisi, Akdeniz’e ilişkin yazılan her konu, onun gözlemlerinden ve incelemelerinden elde edilmiştir. İkincisi, Piri Reis, alışılagelmiş uygulamaların dışına çıkarak, portolanları arka plana itmiş, yazılı bilgileri ön plana çıkartmıştır. Böyle davranmasının nedeni şudur: Piri Reis Akdeniz’in pek çok özelliğinden söz etmektedir. Bunlar yaşamsal önemi olan ve denizciler tarafından mutlaka göz önünde tutulması gereken hususlardır. Bu kadar çok ayrıntının, küçük ölçekli olan portolanlarda gösterilmesi olanaksızdır. Bu kadar özellik ancak çok büyük ölçekli haritalara sığdırılabilir ki, bu durumda haritalar çok büyük bir alan kapsar. Daha doğrusu onun anlatımıyla “…o denli büyük bir harita, gemilerde yararlı ve kullanışlı olamaz.”

Ancak, bütün bunlara karşın Piri Reis, haritaların denizciler ve öteki kullanıcılar için yadsınamaz önemini ve bu önem nedeniyle haritalardan vaz geçilemeyeceğini bilmektedir. Bu nedenle, her bir faslın sonuna koyduğu, haritalarla, eserinin bütünlüğünü korumuştur. Ancak bunlar portolanlar türünde değil, portolanların bazı özelliklerini taşıyan, taşıyan, büyük ölçekli haritalar biçiminde hazırlanmıştır. Hatta, Piri Reis bununla kalmamış; 66 a sayfasında “… Bu adalarda içilecek su bulmak istenirse hepsinde içme suyu vardır; gerektiğinde haritasına bakılmalı ve kuyuların imleri görülmelidir…”, 66 b sayfasında “…Kara Ada’yı kıble tarafına dolaşırlarsa, bazı yerlerde taşlar vardır. Bu taşlar haritada belirtilmiştir, ona göre davranılmalıdır.” veya ayni sayfada “… Bu liman, birçok tür gemi için iyi yataktır; ancak oralarda seyrederken haritaya bakılmalıdır…”, 80 a “…Bu burgazın kıble yönünde, deniz kıyısında nereyi birazcık kazsalar tatlı su çıkar. Su bulmak arzulandığı takdirde, adanın haritasında su sağlamak amacıyla kazılabilecek yerler işaretle belirtilmiştir, böylece harita aracılığıyla bilinir.”, 82 a “… arzu edildiğinde haritaya bakılabilir…”; 90 a “…Çatalada’nın yıldız tarafındaki adaların araları hep derindir. İstenildiği zaman haritaya bakılarak bu yerler belirlenebilir…” denilerek, haritanın vazgeçilmez önemi uygulama alanında da gözler önüne serilmektedir. Hatta 112 a sayfasında “… Bu adaların arasına yıldız tarafından girme durumunda kalınırsa haritaya bakılmalıdır ki esenlik içinde kalınsın…” denilerek, haritasız iş yapılamayacağı vurgulanmaktadır. Bu gibi açıklamalar Bahriye’nin birçok başka yerinde de bulunmakta, buralarda da haritaların, metinlerin tamamlayıcı bir unsuru olduğu belirtilmektedir.

Düzyazı Bölümünün Genel Değerlendirilmesi

Düzyazı bölümünün biçimsel özelliklerinden söz edilirken, incelenmesi gereken hususlardan biri de, eserin düzelenişinde uygulanmış olan fasıl (bölüm) ayırımı ve bunların başlıklarıdır. Düzyazı bölümü, yukarıda da belirtildiği gibi, Akdeniz adalarını ve kıyılarını anlatan 207 fasıldan oluşmaktadır. Her bir fasılın başında, Akdeniz’in hangi yöresinin işlendiğini gösteren bir fasıl başlığı vardır. Fasıl başlığının ardından, açıklamalara geçilir. Bahriye, Akdeniz’in bir coğrafya kitabı ve bir atlası niteliğinde de hazırlanmış olduğundan, fasıllardaki deniz ve denizciliğe ilişkin bilgiler, coğrafya bilgilerinden bağımsız biçimde ve ayrı olarak ele alınmamış; bunlara öteki bilgilerin arasında yer verilmiştir. Bu nedenle Akdeniz’i anlatan fasıllarda, genellikle anlatılacak yerin (kale, kent, ada, liman vb.), kolayca seçilip tanınması amacıyla, ilk bakışta göze çarpacak belliklerine dikkati çekecek derecede yer verilmiştir. Bu bellikler, yaklaşma yönünde, uzaklardan başlayarak görülebilen veya dikkati çeken dağ, tepe, çan kulesi gibi nesnelerdir. Doğal olarak Piri Reis; denizcilik, coğrafya, toplumsal yaşam, ekonomi gibi öteki konuları da unutmamış, hemen hemen her fasılda, bunlara da geniş biçimde yer vermiştir. Ele alınan konular o denli çeşitlidir ki ada, kent ve kalelerin hangi ülkenin egemenliğinde olduğunun belirtilmesinden, Akdeniz kıyıları ve adalarında yaşayan insanların çeşitli ekonomik, sosyal durumlarının anlatılmasına kadar uzanır, madenlere varıncaya kadar bilgi verilir. Bazen bütün bu konular birbirlerinden ayrılamayacak biçimde iç içe anlatılmıştır. Bakarsınız ekonomik bir konunun içinde, soysal içerikli bir konu da sıkıştırılmıştır. Fasıllardaki açıklamaların biçimine, konuların çeşitliliğine ve anlatım düzenine ilişkin birkaç örnek aşağıdadır :

( S.46 b)”Bu yer (Aynaroz) gerçekte uzun bir burundur.Burnun uzunluğu seken mildir.Rumeli kıyısı ile burnun arasında kuru bir boğaz vardır. O boğazın iki yanındaki denizin arası ise bir mildir.Alçak ve kuru bir yerdir, fakat burnun kendisi dağlıktır. Dağların deniz tarafında olan ucu o denli yüksektir ki oradan Kerpe Adası görünür…”

( S.96 b)”Zömbeki Adası yüce bir dağdır. Bu dağın Rodos Kalesi’ne olan uzaklığı,otuz çevresi ise yirmi beş mildir. Bayındır, bakımlı bir kalesi vardır. Bu kaleye Müslüman olmayan zümre Şimbo adını verir. Kale yüksek bir kayanın üzerine yapılmıştır. Kalenin gündoğusu tarafında bir körfez vardır. Bu körfez iyi bir yataktır. Yufka sulu bir yerdir. Söz konusu körfeze iki dağın arasından girilir. Bu nedenle derin bir yerdir. Bununla birlikte körfez içinin son kesimi sığdır. Kıyı çevresi bağlıktır. Gemiler bu bağlara karşı demir atıp yatarlar…”

(S.108 a)”Bara Adası Venedik egemenliği altındadır. Nakşa Adası’na altı mil uzaklıktadır.Nakşa’ya gidecek olan gemiler gelip bu adanın limanında kışlarlar.Adanın çevresi elli mildir.Yüksek dağları vardır. Denizden gelirken belliği adanın ortasındaki yüksek bir dağdır. Bu dağa Perekiye derler. Bu dağın ötesinde, deniz kıyıları ak yarlar gibi görünür; çünkü bu adada mermer ocakları çoktur…”

(S.246 a)” Marsilya Kenti Fransa’nın işlek liman kentlerinin en önemlisidir. Bu ülkeden deniz yoluyla ne zama asker çıkarmak ( sevk etmek) gerekse, burada yığınak yapılır ve buradan gemilere binilip denize açılınır. Bu kent çok eskiden beri Fransa’nın yönetimindedir ve ayni zamanda, anavatan kıyısının ortalarında kurulmuştur. Marsilya’nın önünde bir liman vardır. Bu liman girişine ( ağzına) zincir gerilmiştir.”

(S.298 b)” Reşid’in denizden gelirken belliğinin öncelikle Kümbü’l- Ferah’ın görülmesi olduğunun bilinmesi gerek. Burası bir ermiş kişinin gömütüdür. Bu gömütün üzerinde bir tepe, tepenin de üstünde bir burç vardır. Önce o burçlu tepe görünür. Ondan sonra bir hurmalık önünde Reşid Burnu seçilir.Bunların hiçbiri görünmeden önce deniz suyunun bulanık olduğu fark edilir. Bunun nedeni Nil Nehri’nin bulanık sularının denizde otuz mil açıklara kadar yayılmasıdır. ..”

(S. 313 a)” Denizden gelirken Trablusşam’ın belliği poyraz tarafındaki yüksek dağdır. Bu dağ hem sivri, hem değirmidir.Trablusşam onun lodos tarafına düşer. Trablus’un asıl kalesi yüksek bir yerde bulunmaktadır. Kent ise ingin, düz bir yerde kurulmuş; bağlık, bahçelik güzel bir kenttir. Kentin ortasından büyük, suyu güzel ve tatlı bir ırmak geçer. Kentin deniz kıyısına uzaklığı üç mildir. Bu üç millik arada güzel lale bahçeleri yer alır…”
(S.351 b)”Değirmenlik Adası’nın çevre uzunluğu seksen mildir. Burada ayrıca halkın sabun yerine kullandığı bir tür kil de vardır. Bu adanın denizden gelirken belliği adanın üç bölük görünmesi ve ortadaki bölüğün ötekilerden daha yüksek olmasıdır…”

Bahriye’de fasıllara ve haritalara numara verilmemiştir. Fasıllarla ilgili olduğu için Bahriyedeki her bir faslın sonunda yer alan “Vesselam” sözcüğünün açıklanmasında da yarar görülmektedir.: Tercüman 1001 Temel Eser dizisi içinde yer alan “Kitab-ı Bahriye- Piri Reis” adlı yayını baskıya hazırlamış olan Yavuz Sanemoğlu bu sözcüğün “ Yolun selamet olsun!” dileğini ifade ettiğini yazmıştır. (c.1, s 113). Aslında “ Vesselam” sözcüğü o günlerde yazılmış başka kitapların fasıl sonlarında da bulunmaktadır. Nitekim, Katip Çelebi’nin “Tuhfetü’l Kibar Fi Esfari’l Bihar” adlı kitabını yayına hazırlamış olan Orhan Şaik Gökyay “Vesselam “ sözcüğünün anlamını aşağıdaki biçimde vermektedir.(c.II, s. 298): “Ve’s- selamü ala men ittibaa el- hüda (esenlik doğru yolu tutanların üzerine olsun) ayetinin (Taha Suresi 47) bir parçasının kısaltılmış şekli olup “İşte bu kadar, artık bitti” anlamına, sözü kısa kesmek deyimi olarak kullanılır. İstanbul Üniversitesi’ndeki 8805 numaralı yazmayı günümüz Türkçesine çeviren Kaya Can da “ Vesselam” sözcüğünü, Orhan Şaik Gökyay’ın görüşüne benzer bir biçimde çevirmiştir.

Dördüncü Ana Bölüm, Bahriye’nin son bölümü, yani bitiriliş bölümüdür. Düzyazı bölümünün 207 nci faslının haritasının çizilmiş olduğu 361 b sayfasının ardından gelen bu son bölüm de nazım biçiminde kaleme alınmıştır. Tek bir fasıldan oluşmaktadır. Fasıl başlığı “Kitabın Bitirilişine İlişkin Açıklama” biçimindedir. Tümü 86 dizedir. Son dizenin ardından, daha önce açıklanmış olan tarih düşme satırları gelmektedir. Piri Reis bu ana bölümde; kitabının sona erdiğini, çalışmaktan duyduğu kıvancı, bilime ve Akdeniz’e olan sevgisi nedeniyle çalışmalarını yaptığını, İbrahim Paşa ile tanışmasını, onunla yaptığı yolculuğu ve İbrahim Paşa’nın çalışmalarını beğenip, eserin Padişaha sunulması amacıyla temize çekilmesini emretmesini anlatır. Daha sonra da, çalışmalarının amacını açıklayarak, kitabını okuyanlardan kendisine hayır duada bulunmalarını ve yanlışlarını bulup düzeltmelerini diler:

(s. ) “*Ben bu kitabı yanlışlar ve yanılgılarla dolu olarak yazdım; ancak bunun anlamının ne olduğunu dinleyin.

*Üzüntü ve sıkıntılar ara verip fırsat buldukça ve dilimin gücü yettiği ölçüde, yılmadan,yorulmadan çalışarak,

*Bu konuyu tüm ayrıntısıyla derleyip topladım ve yazdım. (umarım) bu kitabı kullanan, ondan yararlanan kapıyı açma olanağı bulur.

*O kimse, ayni zamanda, “Tanrı bu kula acısın” desin, bunu diyen de kesinlikle Tanrı’nın rahmetine erişsin.

*Ayrıca, bunu işiterek “Amin” diyen de gelecekte tüm belalara karşı güven içinde olsun.
Sayılmayacak kadar Tanrı’ya şükürler, Tanrı’ya şükürler! Umarı bulunmayan hiçbir tasa, hiçbir kaygı, acı olmasın.
* İşte bu nedenle sözü burada kestik, bitim noktasına ulaştık ve böylece amacımız gerçekleşti..
Dileğimiz gerçekleşti ve sözü bitirdik ve
Tarih olarak “ana feyz-i hadi” doğru yolu
gösterici ilim ve irfan” dedik.”

Bahriye’nin biçimsel özelliklerine ilişkin söylenecek daha pek çok konu bulunmaktadır. Ancak, verilen seminer süresi, bunları bir bir açıklamaya elvermediğinden, burada en önemlileri dile getirilmiştir.

Bahriye’nin Konu Bakımından İçeriği

Bahriye’nin biçimsel içeriği anlatılırken, düzyazı bölümü dışında kalan bölümlerin konu bakımından da içerikleri, kısmen de olsa açıklanmıştır. Süre darlığı nedeniyle, burada yalnız düzyazı bölümünün içeriğine değinilecektir.

Düzyazı Bölümünün Konu Bakımından İçeriği Ve Sınıflandırılması

Düzyazı bölümünün içeriği “Akdeniz’i anlatmak ve açıklamak” biçiminde özetlenebilir. Ancak, bu yeterli değildir. Eserin içeriğinin konu bakımından tam olarak ortaya konulması, bunun için de ayrıntılarına girilmesi zorunludur.

Neydi Bahriye’deki bu, Akdeniz’e ilişkin konular? Yaygın kanıya göre, bu sorunun yanıtı “denizcilik ağırlıklı konular” dır. Oysa böyle bir yanıt Bahriye’nin içeriği ile bağdaşmamaktadır. Gerçi Piri Reis eserinde Akdeniz kıyıları ile adalarını anlatmış; bu arada, doğal olarak, denizciliğe ilişkin bilgiler de vermiştir. Ancak Bahriye’de denizcilik bilgilerinin yanı sıra, hatta bazı yerlerde denizcilik bilgileri ikinci plana itilerek, Akdeniz’in ekonomik ve sosyal yapısı, direyi (faunası) ve biteyi (florası) gibi pek çok coğrafya bilgisine de yer verilmiştir. Bu gibi bilgilerin toplamı 1066’dır. Bu nedenle, düzyazı bölümünün genel içeriği ve bu bölümdeki açıklamaların ayrıntılarına geçilmeden önce Bahriye’nin içeriğindeki denizcilik bilgileri dışında kalan hususların istatistiksel bilgilerinin sunulmasında yarar görülmektedir. Çünkü, Bahriye’nin gerçek içeriği ancak böyle ortaya konulabilmekte ve eser daha iyi değerlendirilebilmektedir.

Sosyal Ve Ekonomik Yaşama İlişkin Konular (Toplumsal Konular)

Bahriye’de, Akdeniz kıyıları ve adalarında yaşayan insanların aralarındaki ilişkilere çeşitli yönleri ile değinilen 374 açıklama bulunmaktadır. Bunların 62’si insanların yaşam biçimleri ve aralarındaki ilişkilerle (sosyal içerikli), 115 ekonomik ilişkilerle, 49’u tarihi olaylarla, 34’ü söylentilerle ve 114’’ü deAkdeniz kıyılarındaki ve adalarındaki ülkelerin egemenlik alanlarıyla ilgili bilgilerdir.

İnsanların Yaşam Biçimleri Ve Aralarındaki İlişkiler (Sosyal İçerikli Bilgiler)

“İnsanların yaşam biçimi ve aralarındaki ilişkiler” başlığında toplanan 62 bilgi kümelendirilirken, konunun anlatılışında ön planda tutulan birim sayılmış, ikinci plandaki birim göz ardı edilmiş veya önemli ise ait olduğu kümede ayrıca dikkate alınmıştır. Örneğin; Santa Meriye Lorita kıyıları anlatılırken şöyle denilmektedir (187 b): “…Burası tanınmış, ünlü bir manastırdır. Burada her yıl panayır kurulur; çevreden pek çok Hıristiyan burada toplanır; yer, içer, eğlenir ve yani zamanda alışverişte bulunurlar…”. Bu anlatımdaki “alışverişte bulunma” ikinci planda kaldığı ve anlatım daha çok insanların yaşamına yönelik olduğu için bu bilgi insanlar arasındaki ilişkiler kümesinde sayılmış, ekonomik bilgi, hesaplamaya alınmayarak, göz ardı edilmiştir. Bazı konular salt açıklamalar biçiminde olduğundan kümelendirilmeleri daha kolay olmuştur.

Bu esasa göre sosyal içerikli olarak kabul edilen 62 bilgiden, kümelendirmede uygulanan kıstasları da yansıtacak biçimde seçilen örnekler aşağıda sunulmuştur.

(s.227 b): “Direnkonare Adası’nın üzerinde sürekli olarak Mayorka gözcüleri bulunur. Hiç kimse de onları yakalayamaz; çünkü oralar son derece sarp yerlerdir. Gözcü, denizde bir gemi görürse Mayorka’ya boru çalarak gemi bulunduğunu bildirir…”

(s.260 b) “ …Bu adaya Hıristiyan gemileri gelir; gündüzleri fırsat buldukça, Arap kıyılarına geçerek adam kaçırırlar…”

(s.263 a) “…Bu ırmağın iki yanına da bir çok su değirmeni yapılmış; gece vakti haydutların gelip değirmenleri yağmalamamaları için, onların dış tarafına bir sur çekilmiştir…”

Bu örnekte “adam kaçırma” sosyal kümede, “su değirmenleri” ekonomik kümede ayrı ayrı hesaba katılmıştır.

(s.273 a) “…(Tunus Kenti’nin) kıble yanı ıssız sahradır; sahranın daha iç kesimlerinden yabani, çöl Arapları gelir ve oralarda buldukları kimseleri soyarlar. Bu nedenle Tunus Sultanı, her yıl askeri ile kent dışına çıkar; ekin ektirir, günü gelince o ekini biçtirir; sonra da kente gelir, kışı kentte geçirirler…” Burada da ekonomik yaşam, yani “ekin ekip biçmek” ikinci plandadır, anlatım yalnız, sosyal içeriği ile ele alınmıştır.

(279 b) “…Şeyh Yahya’nın kabilesi farz namazlarını asla imama uyarak kılmadıkları gibi, Cuma namazlarını da imamla kılmazlardı. Su içerken bardağı dudaklarına değdirmezler; değerse bardağı kırarlardı. Ayrıca, bütün evlerin kapısında bir Hıristiyan haçı vardı. Kendilerinden bunun nedenini sordum; “Şeytan o Hıristiyanların haçından kaçar” diye yanıt verdiler…”

Aşağıdaki açıklamada hem sosyal yaşam hem de ekonomik durum ayni ölçüde önemli görülmüş ve bu anlatım, her iki kümede de ayrı ayrı istatistiğe dahil edilmiştir.

(s.283 b) “…Bu köyde yaşayan Araplar, eskiden durmadan Trablus’a kömür götürüp satarlardı. Trablus’ta odun bulunmadığı için halk kömür yakardı…”

( S.43 a) “Adı geçen Limni Adası, dört köşe, yükseltisi az bir adadır. O adanın çevresi yirmi mildir. Bu adada, Ağustos ayının yedinci gününde, yağlı balçık kazılıp çıkarılır…”
Piri Reis’in değindiği bu yağlı balçık, Limni toprağı (Tin-i mahtum, terra sigilata veya Limnia sphragis) adıyla da bilinir. Antik çağda yılan sokmasına karşı ve otoma için; XVI. Yüzyılda da vebaya karşı ilaç olarak kullanılmıştır. Bu toprak yılda bir kere Hephaista yakınlarındaki bir tepeden dinsel bir tören yapılarak kazılıp çıkarılırdı.

(S.281 a) “ … Masurata denizden kimi dört, kimi beş, kimisi de altı mil içeride, karada yer alan bol hurmalı köylerdir. Bu köylerden sonra İskenderiye kentine varıncaya değin yerleşik başka köy yoktur, hep sahradır. Yaz gelince Arap kabileleri göç ederek sahraya gider; kış olunca da deniz kıyısına konar ve kışı orada geçirirler. Bunlar hep küçük şeyhliklerdir. Bunların şeyhliklerinden birine Şeyh İrve, birine Şeyh Duvadi derler. Üçüncü Şeyh Maltan, dördüncü Şeyh Maıden, beşincisi Ziyet, altıncısı Şeyh Ali ve yedincisi de Şeyh İsmail’dir. Bunların her biri küme küme boyların beyleridir. Mağrip’ten ta İskenderiye’ye değin Yörük eviyle ( çadırıyla) göçüp konarlar. Bu sahra yabanileri denizde bir gemi gördükleri zaman , başlarındaki “ amamelerini” yani sarıklarını, ortasından ellerindeki gönderlere bağlayarak bayrak yaparlar; çevrede bulunan Araplar, bunu görünce bayrak çeken kişinin yanında toplanırlar. Hep birlikte denizde yol alan gemiyi gözleyerek beklerler. Bunu gemidekilerin kıyıya çıkarak yağma ve çapulda bulunmalarını önlemek amacıyla yaparlar. Haritalarda Maturba taraflarına bir tür bayrak imi çizilmesinin nedeni budur…”
Burada yönetim yapısına ilişkin bilgi göz ardı edilmiş, yalnız sosyal yaşama ilişkin bilgi sayılmıştır.

Akdeniz’in Ekonomik Yaşamından Örnekler
Bahriye’de Akdeniz anlatılırken, 115 yerde, ekonomik ağırlıklı bilgilere yer verilmiştir. Burada ekonomik ağırlıklı deyiminin kullanılmasının nedeni, eserin, bir coğrafya kitabı da olmasından ötürü, yukarıdaki sosyal yaşama ilişkin bilgilerde olduğu gibi, çeşitli konulardaki bilgileri içermesidir. Üstelik bu konular öylesine iç içe girmiştir ki, ekonomik anlatımların içinde sosyal ve sosyal anlatımların içinde de ekonomik bilgilerin bulunmakta ve bu durum, konuların kesin bir biçimde birbirlerinden ayrılmalarına olanak vermemektedir. Bu zorluk doğa, iklim, su ve akarsular gibi öteki konularda da aynidir ve kümelendirmede ayni sorunları ortaya çıkarmıştır. İşte açıklanan nedenlerle, burada ve bundan sonra verilecek, birimlerin ayrılıp kümelendirmelerine ilişkin istatistiksel sonuçların, kesin ölçülere dayalı bir sınıflandırma olarak görülmemesi gerekir. Bunlar Bahriye’nin zengin içeriğini ortaya koymak amacıyla yapılmış zorlama ayırımlardır.
Bahriye’deki anlatımlarda konu ayrımı yapılmadan, olayların doğal akışı içinde anlatılmıştır. Bu nedenle, konular iç içedir. Yani bir olay içinde ekonomik, sosyal, direy ve bitey gibi birçok konu bir arada anlatıldığından, verilen örneklerde konu hangi yönden ağırlıklı görüldüyse, ağırlıklı görünen konu içinde ele alındı.Böyle yapılmakla yinelemelerden de kaçınılmış oldu. Böylelikle Bahriyenin ekonomik ve toplumsal coğrafya kitabı olduğu, Piri Reis’in de bu alanda eser veren ilkler arasında bulunduğu gösterilmek ve kanıtlanmak istendi.

Örnekler iki kısma ayrılarak verilecektir. Bundan amaç hem konuların daha iyi dile getirilmesi, hem de kümelendirmede izlenen yol hakkında fikir verilmesidir. İlk kısımda 78 bilgi yer almakta olup, ekonomik içeriği açıkça belli olan anlatımlardır, örnekleri aşağıdadır:

(S. 52 a, 53 b) “Rumeli kıyısında Talende adı verilen bir liman daha vardır, tanınmış, iyi bir yataktır. Oraya gidip gemilere buğday yükletirler……. Bu koy akarsuyu olan ve turunç üretilen bir yerdir…”

Buradaki açıklamaların ilk cümlelerindeki bilgiler ekonomik konular kümesi içinde, son cümledeki bilgiler Akdeniz’in biteyi kümesi içinde sayılmışlardır.

(S.135 a) “Bir göle benzeyen bu denizin (Preveze Kalesi’nin önündeki Narda Denizi’nin boğazı) içinde bir takım adalar vardır.Bu adalardan birine Kara Kansa, bir başkasına da Vale adını verirler. Kara Kansa adındaki adacıkta bir kilise vardır; o adacığın çevresinden sandallar gelir ve o kilisenin önünde yatarlar.Ayrıca oralarda sığlar da vardır.Sandallar bu sığların dışında istiridye avlarlar ve sandallarını dolduracak ölçüde birikinceye kadar getirip sığların üzerine dökerler. Sonra da sandallarına yükleyerek Körfez Adası’na (Korfu Adası) ve başka yerlere götürüp satarlar….”

Burada da, verilen bilgilerin içerik ve nitelikleri nedeniyle, hem ekonomik, hem de Akdeniz’in su altı ürünleri kümeleri içinde ayarı ayrı sayılmıştır.

(S.138 a)“…Adada ( Korfu Adası) eşsiz güzellikte zeytinyağı üretilir. O zeytinyağı gemilere yüklenir ve her yana götürülür. Bir balık dalyanı dört yüz bin akçeye satılır…”
Burada hem ekonomik, hem bitey hem de direy bilgisi vardır ve bunların her biri, kendi kümesi içinde, ayrı ayrı sayılmıştır.

(S: 205 a) “…Bu kente Kadin Sarde derler. Kent bir dağ içinde kurulmuştur. Bu kentin insanlarının büyük çoğunluğu kadife işler. Burası bir tüccar kentidir…”

Yukarıda örnekleri verilen 78 ekonomik bilginin yanı sıra, anlatılış biçimi nedeniyle ekonomik bilgiler kümesinde sayılmış 37 bilgi daha bulunmaktadır. Bunlar, 1 dokumacılık, 2 esir ticareti,16 balık, 3 mercan avcılığı (deniz ürünlerinde de sayılmıştır), 8 dalyan ( deniz ürünlerinde de sayılmıştır), biri yel ötekileri su değirmeni olmak üzere 6 değirmen, 1 arıcılıkla ilgilidir.. Değinilen bilgilerden seçilen örnekler aşağıdadır:

(S:261 b) “…Maluviye büyük bir akarsudur. Bu suyun çevresinde pek çok su değirmenleri bulunmaktadır. Bu değirmenler dolayısıyla çevreden Yörükler gelmiş ve ırmağın iki yakasına yerleşmişlerdir. Bu akarsu, Cebel-i Kıryan dedikleri bir dağdan çıkar, gelir Telmisan’a uğrar, orayı da geçip Tanta Kalesi’nin önünde denize dökülür…”

(S: 270 b, 271 a)“…Marsal hazir, sözü edilen körfezin ağzı ile, içeride, sonu arasındaki uzaklık yarım milden daha azdır. Körfezciğin sonunda, gündoğusu tarafında bir kale vardır.Bu kaleye Ceneviz tüccarları yerleşmiş ve otuz beş altın karşılığında orada mercan avlama hakkını satın almışlardır. Her gün mercan avlayan bu tüccarların iki yüz kadar işçileri bulunmaktaydı. Bu işçiler her sabah dörder dörder birer sandala binip yelken açar, kıyı rüzgarlarından yararlanarak gider, denize demir atarlar ve yaklaşık yirmi millik bir alanda, öğleye değin durmadan mercan avlarlardı. Öğleden sonra yine yelken açıp kale önüne gelirler; ağlarını güneşe serer ve kuruturlardı. Mercan avlamak için, örneğin; iki ağaç parçasını haç gibi birbirine çiviler ve çaktıkları yere yaklaşık on beş okka (19.325 kg) bir taş; ağacın ucuna da birer ağ bağlarlar; daha sonra, o ağları deniz dibinde,ince uzun urganlarla sürüklerler; böylece mercanlar ağlara dolaşır. Son işlem olarak ağları sandala çeker, mercanları ağlardan çıkarır ve Venedik mavnalarına satarlar…”

Bu bilgi hem ekonomik, hem de sosyal yaşam kümelerine dahil edilip, ayrı ayrı sayılmıştır.

(S:283 a)“ …Trablus tarafından bu kente (Fezan’a) toplu halde at götürür ve her atı on beş- yirmi zenci (köle) ile değiştirirler. Bu yüzden Trablus bir zamanlar büyük bir ticaret liman kenti idi…Bu köyde yaşayan Araplar, eskiden ,durmadan Trablus’a kömür götürüp satardı. Trablus’ta odun bulunmadığı için halkı kömür yakardı…”

(S:286 a) “… Bu Liman’a (Şibaki Limanı) Kalyonlar, karaveleler Cicilye’den (Sicilya) buğday getirir ve zencilerle değiş tokuş yaparlar…”

(S:305 a) Bu yolda Ariş’in deniz kulağına benzeyen, denizin karaya sokulmasıyla oluşmuş bir göl vardır. Bu çok balıklı bir göldür. Burada vergi görevlileri vardır. Bunlar gelen gidenden vergi alırlar…”

Bu açıklama ise hem ekonomik hem de sosyal yaşama ilişkin kümeler içinde ayrı ayrı sayılmıştır.

(S:121 b)” …Bu yerde ( Manya Burnu yöresi) çok bal üretilen köyler de vardır…”

(S.160 b) “… Sanya kalesi, ayni zamanda Engürüz ülkesinin (Macaristan’ın) ticaret limanıdır. Alım satım mallarını taşıyan gemiler bu limanda yüklenir ve boşaltılır…”

Akdeniz Kıyıları ve Adalarının Siyasi Yapısı (Egemenlik Durumu)

Bahriye’de Akdeniz kıyılarının ve Adalarının siyasi yapısı, devlet hudutları ve egemenlik durumu hakkında 114 yerde çeşitli bilgilere yer verilmiştir. Bu bilgiler de sosyal ve ekonomik yaşam konuları içinde kabul edilmiş olup başlıca örnekleri aşağıdadır:

(s.118 b) “ Piyade dediğimiz bu kale, Mora İli’nin Mora Sancağı’na bağlıdır ve…”

(s.181 b) “… Firere ayrı bir ülkedir. Bu ülke Venedik’in Pulya tarafındaki sınırıdır. Firare gerçekte karada, deniz kıyısına elli mil uzaklıkta büyük bir kenttir ve Firare’nin (Firare Dükalığı’nın) başkentidir…”

(S.248 b) “ … Kavu Kriyo, gündoğusuna doğru, adaya benzeyen yüksek bir burundur. Bu burna mermer bir direk dikilmiştir. Bu direğin dikilmesindeki amaç Fransa ile Katalonya’nın sınırını belirtmektir. Bu sınırın gündoğusu tarafları Fransa, günbatısı tarafları ise Katalonya topraklarıdır…”

Tarihi Bilgiler

Piri Reis’in Bahriye’sinde o yıllarda yaşanmış 49 tarihi olaya da değinilmektedir. Bunların bazılarından Piri ve Kemal Reislerin hayatları anlatılırken söz edilmişti. Aşağıda, birkaç başka örnek sunulmaktadır:

(S. 266 a) “ …Cezayir, gündoğusuna dönük olarak, bir parça bayıra, biraz da deniz kıyısında düz bir yere oturtulmuş bir kaledir. Rum beldesinden ( Anadolu'dan) gelen Oruç adlı reisin kardeşi Hayreddin bu kalededir. Cezayir kalesinin önünde küçük, ingin bir adacık vardır. Fakir (ben ) , o ülkeye gittiğimiz zamanlarda, Araplar bu adada yaptıkları burçta bekler, çevreyi gözetlerlerdi. Sonraları o burcu İspanyollar aldı ve çok sağlam, güçlü bir kale yapıp içine adam ve çok sayıda top yerleştirdi. Şu anda Cezayir Kalesi ile söz konusu edilen küçük ada her gün sürekli olarak çarpışırlar…”
(S. 50 b) “ …Bu limanın ( Eğri boz Adası’nın kıble tarafındaki asıl limanı ) kıble yönüne olan ağzından bir mil kadar dışarıda Başa ( Paşa ) Adası dedikleri, alçak bir adacık var. Eğri boz fethinde bu adacığa Mahmut Paşa Hazretleri çadır kurdurmuştur. Bu adacığın karşısında,, yani Eğri boz Adası’nın kıyısında tatlı bir su vardır. Bir yerli kayanın içinden çıkar ve çok boldur. Eğri boz’un fethi sırasında, Rumeli kıyısından bu suyun yanına bir köprü oluşturup asker geçirmişler…”

Buradaki bilgiler hem tarihi olaylar hem de sulara ilişkin bilgi kümeleri içinde, ayrı ayrı sayılmıştır.

(s.220 a) “… Bu kaleyi Merhum Kemal Reis ile bir kez ele geçirme girişiminde bulunduk; fakat isteğimiz gerçekleşmedi…”

(s. 350 b) “…Poli Kendire Adası eskiden Venedik egemenliği altındaydı.Moton’un fethi sırasında bu adada yaşayan Hıristiyan halk bırakıp kaçtı. O günden beri ada ören durumdadır…”

Söylentiler

Bahriye’de ayrıca geçmişte çok eski yıllarda yaşanmış ve artık söylenti durumuna gelmiş bazı olaylarla, halk arasındaki gerçek söylentilerden de söz edilmektedir . 34 yerde bu tür bilgiler bulunmakta olup, bunlardan bir kaçı aşağıdadır:

(S.130 b) “ …Aspire İspiti Limanı’nın lodos-günbatısı tarafında Seline denilen bir kale vardır. Bu kalenin de İnebahtı tarafında Keşişlik denilen bir adacık var. Bu adacığı Gazi Umur Bey feth etmiştir; hatta bu yerin Müslüman olmayan yaşlılarından işittiğimize göre, Gazi Umur Bey, Atina Körfezi’nden İnebahtı Körfezi’ne, gemilerini altı millik bir kara kesiminden aşırarak geçirmiş ve İnebahtı yakınlarında kimi yerleri zapt etmiş; daha sonra da, Gazi Umur Bey,o gemileri orada yakarak, aldığı esirleri karadan bu taraflara getirmiş…”
(S: 104 ab) “ … Koç Papaz Adası, İstanköy Adası’nın otuz mil günbatısı tarafındadır. Şimdi ıssız bir ada durumundadır. Bu adaya Koç Papaz denmesinin nedeni şudur: Söz konusu adada bir kilise vardır. Bu kilisede, Türk halkının Koç Papaz, Müslüman olmayanların ise San Corci de Libete dedikleri bir kimse yatmaktadır. Bu yüzden o kiliseye Türklerden ya da Müslüman olmayan halktan kim gelirse, oraya bir hediye bırakıp gider. Kimi bıçak, kimi ok, kimi okçu yüzüğü ( kemankeş yüzüğü) , kimi para, kimi mendil ve benzeri türlü nesneler koyarlar. Bu nesneleri yılda bir kez Patnos Adası’nın keşişleri alıp götürürler ve Patnos Papaz için sarf ederler. Bu eskiden kalma bir adet olarak süregelmektedir. Müslüman olmayan zümre Patnos Papaz ile Koç Papaz’ı ayni yolda yürüyen yakın iki dost olarak anlatırlar…”

(S.186 b) “….Ankone’nin önündeki limanın yıldıza bakan burnunun yakınında taş bir adacık var. O adacıkla sözü edilen burnun arası sığdır ve bu arada geçit yoktur. Adacığın üzerine bir kilise yapılmış. Bu kiliseye Santa di Manto adı verirler. Bu kilisenin şuluk yönünde, deniz kıyısında bir kilise daha var. Bir başka kilise de onun yukarısında, dağda bulunmaktadır. Bu kiliselere ilişkin olarak, Hıristiyan halk batıl inançlarının ürünü bir söylentiye yer verir. Buna göre deniz kıyısındaki kilise, eskiden dağ üstündeki kilise imiş. Bir gün zelzele olur ve kilise yıkılır. Gerçekte, aşağıya, deniz kıyısına düşer; fakat hiçbir yeri yıkılıp parçalanmaz. Bütünüyle eksiksiz olarak, deniz kıyısına oturur. Bu durumun herkes tarafından bilinmesi amacıyla, yukarıda, dağda, yeniden bir kilise yaparlar. Deniz kıyısında olan kiliseye Santa Mariya di Kitera adı verirler….”
Söylentilere ilişkin en ilginç iki örnekten biri Ayasofya’nın yapılışı (111 a ve b), ötekisi de Venedik Kenti’nin kuruluşuna ilişkindir (179 a ve b). Ancak bu iki örnek uzun uzadıya anlatıldığı için buraya alınamamıştır.

Akdeniz’in Su Durumuna, Biteyine (Florasına) Ve Direyine (Faunasına) İlişkin Bilgiler

Piri Reis, Akdeniz’i, kıyılarını ve bu kıyılarda yaşayan insanları yalnız denizcilik, ekonomik ve sosyal içerikteki bilgilerle anlatmamış, Akdeniz kıyılarının doğasını da gözler önüne sermiştir. Bahriye, sulara, akarsulara, bitki örtüsüne ve canlılara ilişkin verdiği 608 bilgiyle, XVIncı yüzyıl başlarında yazılmış bir coğrafya kitabı gibidir. Neler neler anlatılmaz ki! Bu kadar geniş bilgiye erişilmesi ve bunların bir araya getirilerek yazılması bile Piri Reis’in bırakmış olduğu bilimsel mirasın değerinin ayrı bir kanıtıdır.

Bahriyede’ki Su Ve Akarsulara İlişkin Bilgiler

Yaşamın temeli olan