|
BAHRİYE’NİN TANITIMI
Bahriye’nin tanıtılması için, eser biçimsel yönü ve
içeriği ele alınarak ayrı ayrı incelenecektir.
Biçimsel Yönü ile Bahriye:
Bahriye’yi biçimsel yönüyle ele alırken ilk akla
gelen husus eserin adıdır. Piri Reis, 1526 yılında,
beyaza çekip, Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu
eserinin baş sayfalarında şunları yazmıştır: “…Sözü
edilen tüm bu konuları, ayrıntılı biçimde,
esenlikler onun üzerine olsun, Hz. Peygamber’in
hicretine dayanan tarihle dokuz yüz otuz iki
(M,1526) yılına değin yazdım.Adı geçen yerlerin
bütün biçim ve çizimlerini, gerekli açıklamalarla,
Gelibolu’nun içinde bir yerde derleyip topladım.
Böylece bu kitap oluştu. Bu düzenlemenin ilk ana
biçiminde de Gelibolu yakınlarında, Sultaniye ve
Kilidi Bahr (Kilidbahir) diye tanınan kalelerden
başlayarak yer yer, durak durak, bu denizi
anlattıktan sonra, dönüp dolaşıp sonunda yine adı
geçen kalelerde tamamlandı. Gereksinim duyulduğunda,
arzu olunan yerin,duraksamaya düşmeden bulunmasının
kolaylaşacağı umulur. Ancak bu ilk kitap, alemlerin
koruyucusu Padişahın mutluluklar saçan, efendilik
eşiğine sunulması olanağı çok az bulunduğundan ve
bizim de buna gücümüz yetmediğinden beyaza
çekilmeyip öylece kalmıştı. Şimdi, bu önemsiz, toz
toprak içinde kalmış değersiz kullarına, sadrazamlık
divanı ve vezirlik makamının sahibi, devletin
güneşi, mutluluklar ışığı sahibi, Tanrı işlerini
kolaylaştırsın, İbrahim Paşa’dan saygı gösterilmesi
kaçınılmaz bir sesleniş geldi ve sözü edilen
karalamaları beyaza çekerek bir kitap oluşturmam
buyuruldu. Ben de yerine getirilmesi zorunlu olan bu
buyruğa ve dünyanın boyun eğdiği bu yargıya uyarak,
güç ve kuvvetimiz yettiğince, Tanrı’nın yardımıyla,
çaba ve özen gösterip bu kitabın tümünü beyaza
çektim. Hazreti Sultanca beğenilmesini Yüce
Tanrı’dan dilerim. Amin…”
Aslında Piri Reis 1521 tarihli Bahriye karalamasına
bir ad vermemiştir. Karalamalar incelendiğinde, ne
bunların başında ne de içinde Piri Reis tarafından
verilmiş herhangi bir ad bulunmadığı görülmektedir.
Ancak, bazı Bahriye karalamalarının, elle yazılarak
yapılmış çoğaltmalarında, Piri Reis’in değil,
kopyalamayı yapan yazımcıların, kendiliklerinden
vermiş oldukları “Hadakat-ül Bahriye”, Netayücül-efkai,
Cezayür-ül Bahar, Eşkal-i Cezayir-i Bahri-Sefid,
Harita-i Ekalim ve Kitab-ı Ahval-i Bahri-Sefid ve
Ceziretiha gibi değişik adlara rastlanmaktadır. Bu
adlar bazen yazmaların birinci sayfalarındaki,
başlık (ilk sayfanın üst başına yapılan süslemeli
levha; serlevha da denmektedir.) içine, bazen cilt
iç kapaklarına, bazen da yazmanın başındaki boş
bırakılmış yaprakların herhangi bir sayfasına
yazılmıştır. Doğal olarak bu gibi adlar, yazımcıları
kişisel değerlendirmeleri ve yakıştırmalarından öte
bir değer taşımamaktadır Sözü edilen değişik
adların, Piri Reis’in başka eserleri olarak
yorumlandığı da olmaktadır. Nitekim, Türk ve Dünya
haritacılık tarihi üzerinde değerli araştırmaları
olan Tuğg. Abdurrahman Aygün, Türk haritacılık
Tarihi adlı eserinin 1. cildinde (s.46) “
Sorumluluğuna verilen Türk donanmasıyla yaptığı
birçok deniz seferleri sonucunda Kitab-ül Bahriye,
Hadakatül- Bahriye ve Netayüccül- efkai Cezayirül-
Bahar adlarında, pek önemli ve pek değerli yapıtlar
yazmıştır.” demektedir ki, bunların tümü, Bahriye ve
Bahriye karalamaları kopyaları olup, eseri
kopyalayan yazımcılar tarafından verilmiş değişik
adlardan başka bir şey değildir.
Piri Reis eserinin adını karalamasını beyaza çekip
son duruma getirdikten sonra koymuştur ve bu ad,
yaygın biçimde bilindiği üzere “Kitab- Bahriye”
değil, “BAHRİYYE” veya bugünkü okunuşu ile
“BAHRİYYE” dir. Piri Reis eserine vermiş olduğu bu
adı, cilt kapağı veya başlığın içine yazmamış,
eserin nazım bölümünün sonlarına doğru dile
getirmiştir. Piri Reis, burada yalnız eserinin adını
değil, bu adı niçin verdiğini de açıklayarak ve
şöyle demiştir (S.33 a):
“Zira bu yer halkına iy pür-Kemal”.(Çünkü ey olgun
kişi, bu ülkenin insanına)
Bahr-i Rum ilmi gerek kim bile hal.(Durumu bilmeleri
için Akdeniz’e ait bilgi gereklidir.)
Anın için iş büni yad eyledim.(Bu nedenle, işte
bunları hatırladım [yazdım}
Dahi ’Bahriyye’ diyü ad eyledim.(Sonra da ona,
’Bahriye’ adını koydum.
Kim okursa bu kitabı ey kişi.(Ey insanoğlu! Bu
kitabı kim okursa)
Arturur mellah içinde cümbüşü.(Denizciler arasında
gücü, saygınlığı artar.)”
Bahriye adı,1526 tarihli beyaza çekilmiş eserin
bütün kopyalarında, hemen hemen aynı sayfalarda yer
almaktadır.
Bu noktada yalnız Piri Reis’in eserinin gerçek
adının Bahriye olduğunun belirtilmekle
yetinilmemeli, Kitab- Bahriye adının nasıl ortaya
çıkmış olabileceği de incelenmelidir: Günümüze
ulaşmış Bahriye yazmalarından Deniz Müzesi
Kütüphanesindeki 989 numaralı, Köprülü
Kütüphanesindeki 171 numaralı ve Fransa milli
Kütüphanesindeki 956 numaralı yazmalar gibi
bazılarında, eserin başlığına hiçbir ad
yazılmamıştır. Yani esere, Kitab-ı Bahriye gibi
herhangi bir ad, hatta başlık yazılmadan, doğrudan
doğruya yazmanın metin bölümü başlatılmıştır. Eserin
adı, yukarıda değinildiği gibi, nazım bölümünün
sonunda bulunmaktadır. Buna karşın Bahriye’nin öteki
kopyalarında, yazmanın ilk sayfasındaki başlığın
içine, “Haza Kitabı- Bahriye” biçiminde bir ad
yazılmıştır. Şöyle ki; Bahriye’nin yazıldığı
günlerde matbaa henüz Osmanlı İmparatorluğuna
getirilmemiş ve kitaplar yazımcılara (çoğunlukla
düzgün ve güzel yazı yazan hattatlara)
kopyalatılarak, çoğaltılmaktaydı. Kopyalamayı
yapanlar, kopyaladıkları kitabın içeriğiyle
ilgilenmez ne görürlerse onu yazarlardı.Bazı
yazımcılar, yazmaya daha güzel bir görünüm vermek
için, yazmanın ilk sayfasına başlık süslemesi koyar,
başlık içine veya başlık yapılmamış yazmalarda ilk
sayfanın başına, varsa, eserin adını da yazarlardı.
Bunun gibi Bahriye’yi kopyalayan bazı yazımcılar
eserin içindeki ada dikkat etmemiş olacak ki, eserin
başlığının içine “Haza Kitab-ı-el Bahriye”
yazmıştır. Bu başlık, bilinçli olarak “İşbu
Bahriye’nin Kitabıdır” veya “ İşbu Bahriye
Kitabıdır” anlamında yazılmış olabilir.. Anlaşılan,
“İş bu Bahriye kitabıdır” veya “İşbu Bahriye’nin
kitabıdır” anlamındaki “Haza Kitab-ı el- Bahriye”
başlığının gerçek anlamına yeterince dikkat
edilmemiş ve eser gerçek adı olan “Bahriye” yerine,
“Denizcilik Kitabı” biçiminde anlaşılan “Kitab-ı
Bahriye” adı yazılıp, söylenmiştir. Böylelikle
başlayan “Kitab-ı Bahriye” alışkanlığı, günümüze dek
sürüp gelmiştir. Bu gibi durumlara başka ülkelerde
de rastlanmaktadır Örneğin, Alighieri Dante’nin
yeryüzü ve gökyüzünün birlikte, işlendiği,
Hıristiyanlık öğretisi olan ve dünya edebiyatının
başyapıtlarından biri kabul edilen eserine verdiği
gerçek ad “Commedia”dır. Dante’ye hayranlık duyan
İtalyan şairi Boccasiso’nun Dante için “O, ilahi bir
şairdir (Divino Peato)” nitelemesini yapması, esere
“La Divina Commedia” (İlahi Komedya) denmesine neden
olmuştur. Böylelikle eserin 1555’te Venedik’te
yapılan baskısında, “Commedia” olan asıl adı
değiştirilerek “La Divina Commedia” adı
kullanılmıştır. Yeni ad o denli benimsenmiştir ki,
artık eserin özgün adı olan “Commedia” akla bile
gelmemektedir. Ancak, değinilen değişiklik Dante’nin
eserinin içeriğinin anlamını etkilemediği halde,
Kitab_ı Bahriye adının kullanılması Piri Reis’in
eserinin içeriğinin anlamını etkilemiştir. Bu
nedenle, hem Piri Reis’in eserine verdiği gerçek ad
olduğu için, hem ona olan sevgi bağının bir gereği
olarak , hem de eserin içeriğini daha iyi yansıttığı
için, tarafımızdan yapılan bütün çalışmalarda
“Bahriye” adının kullanılmasından kaçınalamamıştır.
Yanlış bir anlamaya neden olunmaması amacıyla,
konunun ilk olarak burada dile getirilmediğini,
geçmiş yıllarda da Bahriye adının bilinçli biçimde
kullanılmış olduğunu belirtilmek gerekir. Örneğin;
Katip Çelebi de Tuhfetü’l- Kibar Fi Esfarr’l Bihar’
da Piri Reis’ten söz ederken, “…Bu Piri Reis Bahriye
adlı kitabı yazıp Akdeniz’i anlatmıştır. İslamların
bu konuda başka kitapları olmadığından denizde
gezenler ona baş vururlar…”, demektedir.
Piri Reis’in eserini kaleme almasından yıllar sonra,
Alman tarihici ve Türkolog Prof. Paul Kahle, bazı
Bahriye karalamalarından yararlanarak, yazmanın,
Rodos Adasına kadar olan bölümünü, 1926 yılında
Almanca’ya çevirerek yayınlamıştı. Bu yayında eserin
adı, Almanca çevrim yazımıyla (transkripsiyonu ile),
doğru biçimde, “ BAHRİJE” olarak yazılmıştır.
Ayrıca, Bahriye adının başka yayınlarda da
kullanılmış olduğu görülmektedir. Örneğin: E.J.Brill’s
First Encyclopaedia of Islam 1913-19162 de Piri Reis
maddesinde “ Piri Reis is generally known as the
author of a saling book of theAegean and
Mediterranean known as Bahriye…” (Piri Reis daha çok
Ege Denizi ve Akdeniz’in deniz kılavuzu olan ve
Bahriye olarak bilinen kitabın yazarı olmakla
tanınır) denilmiş veya Von Hans J. Kissling’in “ Zur
Bescheiben des Rhone-Deltas in der Bahriye des Piri
Reis” (Piri Reis’in Bahriye’sinde Rhone Deltası’nın
anlatılışı) makalesindeki açıklamada yine ayni ad
kullanılmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Bahriye’nin Yazımının Bitiriliş Tarihi
Piri Reis’in yukarıda değinilen satırlarından çıkan
sonuca göre; Piri Reis yıllar yılı topladığı
bilgileri, tuttuğu notları ve yapmış olduğu
çizimleri bir araya getirerek önce eserinin
karalamasını (müsvettesini) hazırlamıştır.
Karalamanın yazılması 927 Hicri yılında (11 Aralık
1520- 29 Aralık 1521) tamamlanmıştır.
Yine yukarıdaki satırlarında açıkça belirtildiği
gibi, Piri Reis, kitabının beyaza çekilmesini, 932
Hicri yılında tamamlamıştır. Piri Reis eserinin
beyaza çekiliş tarihini yalnız kitabının baş
sayfalarında yazmakla kalmamış o yıllarda adet
olduğu üzere, eserinin sonuna “Ana feyz hadi” (doğru
yolu gösterici ilim ve irfan) biçimindeki ebcet,
hesabıyla düştüğü tarihle de, eserin 932 Hicri
yılında bitirildiğini yinelemiştir.
Konunun daha iyi açıklanması bakımından, sözü edilen
“ebcet” veya “ebcet hesabı”nın anlamının kısaca
açıklanması gerekir: Türk, Arap ve Fars
edebiyatlarında çok kullanılan bu hesaplama yöntemi,
Arap alfabesinin her bir harfine 1’de 10’a kadar
birer birer; 10’dan 100’e kadar onar onar ve yüzden
1000’e kadar yüzer yüzer artırmak yoluyla bir değer
verilmesine dayanır. Bu düzenlemeye dayanarak her
bir harfi bir rakamla karşılayan ve anlamlı veya
anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik düzendeki
harf sıralamasına “ebcet”, bu düzenlemeden
yararlanarak kelimeleri rakama çevirmeye veya
kelimelerle veya dizelerle önemli bir olayın
tarihini gösterme yöntemine de “ebcet hesabı”
denmektedir. Ebcet hesabına dayanılarak tarih
düzenlemeye de “tarih düşürme” adı verilmektedir.
Örneğin, İstanbul’un fethine düşürülen tarih ”Beldet
ün tayyibe”(temiz belde)dir. Bu kelimelerdeki
harflerin sayısal değerlerinin karşılıklarının
toplamı 857(1453) tarihini vermektedir. Piri Reis’in
düşmüş olduğu “ana feyz-i hadi” de ayni biçimde
hesaplandığında;
ana 1+ 20 + 1 = 22
feyz 80+ 10+800 = 890
hadi 5+ 4+ 11 = 20
Toplam = 932 yılı elde edilmiş olur .
Bahriye’nin içeriğine geçilmeden önce, Bahriye
karalamaları ve Bahriye’nin hangi tarihlerde
yazıldıklarının da iyice incelenmesi gerekir. Çünkü,
Bahriye’de verilen tarihler Hicri tarihtir. (Hicri
tarih, İslam ülkelerinin çoğunda kullanılan ve ay
yılına göre hesaplanan, Hazreti Muhammed’in
Mekke’den Medine’ye göç ettiği gün başlayan
takvimdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan
sonra, 1826 yılında Hicri takvim terk edilerek,
Miladi takvimin kullanılmasına başlanmıştır. y.n.)
Bahriye karalamasının ve Bahriye’nin yazılış
tarihlerinin Miladi yıl olarak karşılıklarında bir
sorun bulunmaktadır, şöyle ki: Hicri 927 yılı 11
Aralık 1520 günü başlamakta, 29 Aralık 1521 günü
bitmektedir. Hicri 932 yılı da 10 Ekim 1525 günü
başlamakta ve 6 Ekim 1526 günü sona ermektedir. Bu
aralıklar nedeniyle bazı araştırmacılar Bahriye
karalamasının 1520, Bahriye’nin 1525 yılında ve bazı
araştırmacılar ise karalamanın 1521, asıl eserin
1526 yılında tamamlanmış olduğu görüşündedir.
Aslında Hicri yılın Miladi yıla çevrilmesindeki
tarih aralıkları nedeniyle her iki görüşün de doğru
olduğunun kabul edilmesi gerekir. Ancak, hangi yıl
daha doğrudur? Doğru yılın, eserin içeriğindeki
bilgilerden yararlanılarak saptanması ve
belirsizliğin giderilmesi olasılığı varken, bugüne
kadar üzerinde pek durulmamıştır. Halbuki çeşitli
yazmaların birbirleriyle karşılaştırılmaları ve
yazmaların içeriklerinin derinliğine incelenmeleri
ile bir sonuca ulaşılabilmesi mümkündür. Nitekim,
aşağıda görüleceği üzere, yalnız birkaç karalama
yazmasının incelenmesiyle bile bir sonuca
erişilebilmektedir:
Birçok Bahriye karalamasından biri de olan Topkapı
Sarayı Müzesi Kütüphanesindeki B-337 (Bağdat-337)
numaraya kayıtlı yazmadır. Öteki Bahriye
karalamalarında olduğu gibi, bu karalamanın ilk
sayfalarında da, yazımının tamamlandığı yıla ilişkin
bir bilgi bulunmaktadır (s.1 b ) :
“…tarih dokuz yüz yirmi yedi yılında (11 Aralık
1520-29 kasım 1521) iken, Gelibolu’da düzenlemek
üzere bir yerde toplarken önce açıklamaları yazılıp,
sonra yerleri ve şekilleri çizildi.”
Demek ki, Bahriye karalamasının yazımının 927
yılında bitirildiği kuşku götürmez biçimde bellidir.
Ancak 927 yılının belirlenmesi yeterli değildir,
hangi ayında bitirildiğinin de bulunması gerekir.
Dolayısıyla, bu kez, karalamaların ilk sayfalarında
bulunan padişahlara ilişkin övgüler incelenmiştir.
Çünkü eski kitapların giriş bölümlerinde, eserin
yazıldığı tarihte tahtta bulunan padişahın adına yer
verilmektedir. Örneğin; Deniz Müzesi
Kütüphanesindeki 987 numaralı ve Berlin Devlet
Kütüphanesindeki Diaz A. Foliant 57 numaralı
yazmaların, hemen hemen birbirinin ayni olan,
aşağıya da alınmış olan satırlarında, bu
karalamaların Kanuni Sultan Süleyman zamanında
tamamlandığı yazılmıştır:
“Özellikle, gün ışığı ve ay parlaklığı, Arap ve Acem
sultanlarının sultanı, Tanrının yeryüzündeki
gölgesi, Sultan Bayezid oğlu, Sultan Selim Han’ın
oğlu Sultan Süleyman Han’a, ihsanı bol Tanrı
yardımını esirgemesin, kıyamete değin devletini
sağlam ve güçlü kılsın, utkular versin; gücünü ve
ömrünü artırsın. Amin”.
Halbuki, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki,
B-337 numaralı Bahriye Haralamasındaki, aşağıdaki
övgü bölümü, karalamanın yazımının, Kanuni Sultan
Süleyman zamanında değil, babası Yavuz Sultan Selim
zamanında bitirilmiş olduğunu göstermektedir :
“…Arap ve Acem sultanlarının sultanı Sultan Bayezid
Han oğlu Sultan Selim han, Tanrı yardımını
esirgemesin, kıyamete değin devletini sağlam ve
güçlü kılsın, utkular versin, gücünü ve ömrünü
artırsın. Amin”
Bu satırlara göre Bahriye karalaması Yavuz Sultan
Selim zamanında bitirilmiş, dolayısıyla övgü
satırları da o tarihte Padişah olan Yavuz Sultan
Selim Han’a yöneltilmiştir. Ancak, öteki karalama
yazmalarıyla yapılan kıyaslamadan anlaşıldığına göre
yazım çalışmasının bitiminden bir süre Yavuz Sultan
Selim ölünce, karalamanın baş sayfaları tahta çıkan
Sultan Süleyman’a göre değiştirilerek yeniden
düzenlemiş veya kopyalamayı Kanuni zamanında yapmış
olan yazımcılar, değinilen düzeltmeyi
kendiliklerinden yapmışlardır. Buradan hareketle
karalamanın yazımının hangi tarihte bitirilmiş
olduğu belirlenebilmektedir. Şöyle ki; H.927 yılı 11
Aralık 1520 günü başlayıp, 29 Aralık 1521 günü sona
ermektedir. Yavuz Sultan Selim ise Edirne’ye gitmek
üzere İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, yolda aniden
hastalanarak 21 Eylül 1521 Cuma günü akşamı vefat
etmiştir. Buna göre, Piri Reis Bahriye karalamasının
yazımını 1521 yılının yaz aylarında bitirmiş
olmalıdır. Çünkü, karalamalarının öteki
çoğaltmalarında, hep Kanuni Sultan Süleyman’dan söz
edilmektedir. Bu durumda Sultan Selim, Piri Reis’in
notlarının karalamaya dönüştürülmesinin hemen
ardından ölmüştür. Böyle olmasaydı, Yavuz Sultan
Selim’den söz eden başka karalamaların da bulunması
gerekirdi. Sultan Selimin ölüm tarihi göz önüne
alındığında, karalamanın Temmuz – Eylül 1521
aylarında
tamamlanmış olduğu ortaya çıkmaktadır.
Benzer bir değerlendirme yapılarak, Bahriye’nin
yazımının tamamlandığı tarih de belirlenebilmektedir
: Piri Reis, Bahriye’de Tunus’u anlatırken( s. 268
b) şöyle demektedir:” …Osman’da sonra yerine
oğullarından Mevlay-ı Hasan tahta geçip ülkeyi
yönetmiş o da ölünce onun oğlu Mevlay-ı Muhammed
tahta geçmiş. Biz Tunus’a gittiğimiz zaman Mevlay-ı
Muhammed hükümdarlık postunda idi. O da aşağı yukarı
otuz yıl hükümdarlık yaptı. Şu anda Tunus ülkesinin
sultanı yani hükümdarı Mevlay-ı Hasan’dır…”
Tunus’un 24 üncü hükümdarının Ebu-Abdullah Muhammed
Mevlay-ı Hasan birincisinde 22 Ağustos 1526 günü
tahta çıkıp 21 Temmuz 1543’e kadar 21 yıl 7 ay,
ikincisinde de 1543’ den başlayarak 8 yıl
hükümdarlık yapmıştır. Piri Reis’in “…Şu anda Tunus
ülkesinin Sultanı Mevlay-ı Hasandır…” demesinden,
Bahriye’nin yazımının sürdürüldüğü sırada, Tunus’ta
Mevlay- Hasan’ın hükümdar olduğu anlaşılmaktadır.
Mevlay-ı Hasan 22 Ağustos 1526 günü tahta çıkmıştır.
Piri Reis ise Bahriye’nin yazımını 932 hicri
yılında, yani miladi tarihle 10 Ekim 1925 : 6 Ekim
1526 günleri arasında tamamlamıştır. Bu durumda
Bahriye 22 Ağustos 1526 ile 6. Ekim.1526 tarihleri
arasında beyaza çekilmiş olmaktadır.
I- Bahriye Karalamaları - 152 (Metin Ve Haritalardan
Oluşan Yazmalar)
1- Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, B (Bağdat) 337
kayıt numaralı yazma
2- Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 2605 numaraya
kayıtlı yazma
Yazmanın
5 b sayfası ile Çanakkale Boğazının bulunduğu 6 a
sayfası
1-Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 3161 kayıt
numaralı yazma
|
 |
 |
|
Siyah renkle
gösterilmiş kumsallıklar (S.71b)
|
Dağları benekli noktalarla bezenmiş
gösterilmiş Sicilya Adası |
2-Süleymaniye Kütüphanesi, Aşir Efendi, 227 numaralı
yazma
|
 |

|
|
 |
  |
|
Müntehab-
Bahriye-i Piri Reis’teki Dünya yarım
küreleri |
Tarih-i Hind-i
Garbi’deki Dünya yarım küreleri |
3-Süleymaniye Kütüphanesindeki, Hamidiye 945
numaralı yazma
|
 |
 |
|
Eğriboz Adası
(19 b) |
Kıbrıs Adası
(34 b) Haritalar |
4-Süleymaniye Kütüphanesi, Hamidiye 971 numaraya
kayıtlı yazma

Marmara Denizi ve
İmralı Adası (162 b, 163 a)
5-Süleymaniye Kütüphanesi, Hüsrev Paşa 272 numaraya
kayıtlı yazma

Venedik
görünümü (77 a, b)
6-Süleymaniye Kütüphanesi, Yeni Cami 790 numaralı
yazma
 |
7.
Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet Paşa 172 numaraya
kayıtlı yazma
8. Nuruosmaniye Kütüphanesi, 2990 numaraya kayıtlı
yazma
9. Nuruosmaniye Kütüphanesi , 2997/1 numaraya
kayıtlı yazma. 2997 numaraya kayıtlı,
10. Millet Kütüphanesi, Ali Emiri- Coğrafya No. 1
kayıt numaralı yazma
11. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki Nadir
Eserler TY.123/2 numaralı yazma
12. Deniz Müzesi’ndeki, 987 numaralı yazma (Yazmanın
eski kayıt numarası 3535 tir.)
13. Deniz Müzesindeki 990 Numaralı Yazma (Yazmanın
eski kaydı 3638 dır)
14. Atatürk Kütüphanesi, Belediye, Muallim Cevdet
O-30 numaralı yazma
15. İtalya-Bologna Üniversitesi Kütüphanesindeki (Bibioteca
Universitaria di Bologna-İtaly) Marsigli, MS 3612
numaralı yazma
16. İtalya, Bologna Üniversitesi Kütüphanesindeki
Marsigli, MS, 3613 numaralı yazma
17. Almanya- Saksonya Eyaleti, Dresden
Kütüphanesindeki M S. Eb. 389 numaralı Yazma.
18. İngiltere, Oxford. Bodlain Library, MS. D’
Orville 543 numaralı yazma
19. Fransa, Paris, Fransa Milli Kütüphanesi (
Bibliotheque Nationale de France “BNF”), MS Suppl.
Turc 220 numaralı yazma
20. Almanya, Berlin, Deutsche Staatbibliothek, Diez
A. Foliant 57 (Almanya Devlet
21. A.B.D. ‘de özel bir harita koleksiyonunda
bulunan yazma:
22. Avusturya, Viyana, Avusturya Milli Kütüphanesi,
Resim Arşivi ve Tablo Koleksiyonu Österreichische
Nationalbibliothek Bild Archiv und Portrat Sammlung)
Cod.HO. 192 Osmanlı Tarihi (Historia Osmanica) daki
yazma
23. Almanya, Kiel Üniversitesi Kütüphanesi ( Kiel
Universitatsbibliothek ) Cod. MS. Or. 34
24. İngiltere, Londra, British Library ( Britanya
Kütüphanesi) MS. Or. 4131 numaralı yazma
1-a. Bahriye karalamaları (1521). Yalnız haritası
olan, metinleri olmayan yazmalar.
1. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi B (Bağdat) 338
numaralı yazma
2. İngiltere, Nasser D. Khalili Collection of
Islamic Arts (İslam sanatları Nasser D. Khalili
Collection, İslam Sanatları Nassar D. Khalili
Koleksiyonu) MS. 718 numaralı yazma.
3. İtalya, Bologna, Biblioteca Universitaria di
Bologna (Bolonya Üniversite Kütüphanesi) M 3609
numaralı yazma (Seyyid Nuh’a atfedilmekte ve yazma
daha çok bu ad ile bilinmektedir)
1-b. Bahriye karalamaları (1521). Yalnız metinleri
olan, haritaları olmayan yazmalar.
1. İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli
Rasathanesi Kütüphanesi 340/ 2 numaralı yazma
2- Bahriye yazmaları - 932 (1526) tarihili özgün
yazmadan yapılmış çoğaltmalar (istinsahlar)
1. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya 2612 numaralı
yazma
2. Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet paşa 171
numaralı yazma
3. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, H. (Hazine)
642 numaralı yazma
4. Topkapı sarayı Müzesi Kütüphanesi, R (Revan) 1633
numaralı yazma
5. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Nadir
kitaplar, T. 6605 numaralı yazma
6. Deniz Müzesi Kütüphanesi’ndeki 988 (eski No.
3536) numaralı yazma
7. Deniz Müzesi kütüphanesi 989 (eski No. 3537)
numaralı yazma
8. Süleymaniye Kütüphanesi, Hüsrev Paşa 264 numaralı
Yazma
9. A.B.D. Baltimor, Walters Sanat galerisi
(Baltimore, Walters Art gallery ) MS.W. 658 numaralı
yazma
10. Fransa, Paris, Fransa Milli Kütüphanesi (BNF) Ms.
Suppl. Turc. 220 numaralı yazma
11. Kuveyt, Dar ak- Athar al- İslamiyah, LNS. 75 MS.
Numaralı yazma
Bahriyenin Anlatım Düzeni
Bahriye’nin anlatım düzenini biçimsel bakımdan dört
bölüme ayırmak olasılığı vardır. Birinci Ana Bölüm:
“Başlangıç Bölümü” olarak adlandırılabilir (S. 4 b:
6 a): Bu bölüm, genellikle o günlerin öteki
yazmalarda olduğu gibi, “Besmele” ve Hamdele”
denilen anlatımla başlamaktadır. Yani Bahriye’nin
başlangıç bölümü “Besmeleyle (Acıyan ve Esirgeyen
Tanrı’nın adıyla)” başlamakta, sonra Hazreti
Peygamber’e olan şükran duyguları (hamd) ve övgüler
dile getirilmekte, ardından, atalarının da adı
verilerek, devrin padişahına övgüler yapılıp, dua
edilmektedir.
Piri Reis, Besmele ve Hamdele’den sonra,
açıklamalarını “Kitabın Yazılış Nedenini Açıklama”
başlığını altında sürdürür ve şunları söyler (s.5
a):
“ Bu kitabın yazılış nedeni şudur : Dünyanın
koruyucusu Padişah Hazretleri’nin yücelik yuvası
eşiğine ve mutluluk veren kapısına yeryüzünün en
yetkin kişileri, ulu Padişahın eşsiz himmetleriyle
varlık göstererek ad ve ün kazanmak amacıyla türlü
bilim dallarından armağanlar sunmuşlardır. Rahmetli
Reis Gazi Kemal’in, erkek kardeşi Hacı Muhammed’in
bu güçsüzler güçsüzü oğlu, zavallı Piri Reis( ben)
de ayni ümitle Padişah Hazretlerinin gökyüzü benzeri
kapılarına gücünün yettiği ölçüde bir armağan olmak
üzere deniz bilimi ve denizcilik sanatı alanında bir
hatıra kitap yazdım. Bugüne değin hiç kimse bu
konularda yararlı bir yapıt bırakmamıştır…”
Piri Reis’in açıklamalarının ilk satırları, onun
eserini ad ve ün kazanmak amacıyla yazdığı
görünümünü vermektedir. Oysa bu satırlar, o günlerin
kitaplarında bulunması doğal olan, hatta bulunması
gereken, biçimsel nedenle konmuştur. Yani Piri Reis,
burada bir bakıma, kitabının yazılışının görünürdeki
nedenini açıklamaktadır. Zaten Piri Reis de usulen
yazılmış bu satırların hemen ardından, asıl amacının
“deniz bilimi ve denizcilik sanatı alanında yararlı
bir eser” bırakmak olduğunu yazarak gerçek amacını
ortaya koymakta gecikmemiştir. Ancak Piri Reis
amacının belirtilmesinde bu kadarla yetinmez, yeri
geldikçe, amacını yineler. Bunlardan biri eserine
“Bahriye” adı koyarken yaptığı açıklamadır. Bir
başkası da “ Reşit Ağzından Mısır’a Değin , Nil
Irmağı’nın Kıyıları Anlatılır” başlıklı 168’inci
fasıldaki, bulunmaktadır. Piri Reis burada amacını,
dolaylı biçimde açıklamakta ve şöyle demektedir (s.
299 a): “ Bu kitapta Nil Irmağı’nın köy, ada ve
başkaca özelliklerini belirtmemizden amaç,
denizcilerin Akdeniz’de olduğu gibi,onları
gerektiğinde kullanıp yararlanmalarına olanak
sağlamak değildir. Nil Irmağı’nın her yeri limandır
ve sakınılacak hiçbir yeri yoktur. Ancak Akdeniz’de
gördüğümüz tüm yerleri anlattık. Bu arada Nil
Irmağı’nın da, Mısır’a değin dolaşıp gördüğümüz
yerlerini kaydetmek gerekir…”
Piri Reis kitabının gerçek yazılış nedenlerini
eserinin başka sayfalarında da açıklamıştır:
“… buna karşın bu hususlarda yetkin ve yeterli
kişilerin, belirtilen nitelikteki yerleri daha
önceden görmemiş ve öğrenmemiş olsalar bile, bu
kitaptaki açıklamaları dikkate alıp uygulamaları
durumunda, Yüce Tanrı’nın yardımıyla, kılavuza
gereksinme bırakmayacak bir yöntemle işlerini
kolaylaştırdım. Umulur ki bu yolda yürüyen ve bu
alanda yetkin olan kardeşler de bu kitaba
başvurdukları ve kullandıkları zamanlarda, bu
değersiz kişiye (bana) hayır duada bulunmayı
unutmazlar.” Veya “Bu kitabı anlatılanlara göre
davranacak olanların kaygısını gidermeleri için
yazdım…” demesi gibi.
Bahriye’nin yazılış nedeninin açıklanmasından
yararlanılarak, Bahriye’nin hazırlanış biçimine de
değinmek gerekir. Çünkü kitap, yazılış amacına uygun
biçimde, sağlam verilere dayanılarak hazırlanmıştır.
Bunun için Piri Reis, denizlere açıldığı 1481
yılının ilk günlerinden başlayarak bilgi toplamış,
yerinde incelemeler ve gözlemler yapmış, bunları
yazmış ve çizmiştir. Yeri geldiğinde,önce notlarını
bir araya getirerek, yapıtının iskeletini
oluşturmuştur. Daha sonra da ileride değinileceği
üzere kitabını son duruma getirmiştir. Bun nedenle
Piri Reis yapıtının ne derece doğru ve yararlı bir
çalışma olduğunu bilmekte ve yine bu nedenle ondan
yararlanılmasını içtenlikle, herkese, önermektedir.
İkinci Ana Bölüm: Bahriye’nin ikinci bölümü,
konuların şiir biçimindeki yazılımla anlatıldığı
“Nazım Bölümü” dür.Bu bölüm 1024 dizedir. Yazmanın 6
a: 37 a sayfaları arasında yer alan bu bölüm, kendi
içinde 50 kısma ayrılmıştır. Bu kısımlar, Piri Reis
tarafından fasıl olarak adlandırılmıştır ve her bir
faslın başına anlatılan konuyu özetleyen bir başlık
konulmuştur.. Örneğin; “Bu fasılda Kaptan Ağzıyla
Fırtına anlatılır” veya “Bu Bölümde Okyanus’ta
Kullanılan Yıldızlar Küresi Anlatılır” gibi.
Nazım bölümünde, atlaslarda olduğu gibi, çeşitli
genel coğrafya ve denizcilik bilgileri
bulunmaktadır. Özgün yazmada ve bugünkü Türkiye
Türkçe'sine yapılmış çevirilerinde, fasıllara
herhangi bir numara verilmemiştir. Bazı fasıllarda,
biçimsel olarak fasıl başlığının adının yazılacağı
çizgiler çizilmiş, ancak çizgilerin arasına faslın
konusu yazılmayarak boş bırakılmakla veya yanız
“fasıl” kelimesi yazılmakla yetinilmiştir.Bu gibi
fasıllar bir önceki konunun ayrıntısını içermekte
veya yeri geldiği için değinilmesi gereken bir
bilgiyi vermektedir. Nazım bölümü, değişik sayıdaki
dizeleri içeren, toplam 50 fasıldan oluşmaktadır.
Örneğin “Koşuk” başlıklı 1. fasıl; 90 dizedir. .
Düzyazı Bölümünün Biçimsel Düzeni
Akdeniz, Bahriye’de 207 fasıla ayrılarak
anlatılmıştır. Akdeniz’in anlatımı, ayrıca 226
harita ile pekiştirilmiş, gerekli görülen
durumlarda, haritalar üzerine yazılı bilgiler
eklenmiştir.
Fasıl başlıklarında ifade edilen coğrafi özelliklere
göre değerlendirme yapılacak olursa, başlıklarda söz
edilen konu sayısı fasıl sayısından daha çoktur.
Çünkü fasıl başlıklarında bazen birden çok kent,
liman ada gibi coğrafi özelliğin yer aldığı
görülmektedir. Örneğin; 34 ncü fasılın başlığı “ Bu
Fasılda Harke Adası Anlatılır” biçimindedir. Fasıl
başlığında yalnız bir ada adı geçtiğinden,
sınıflandırma yapılırken, başlık bir ada olarak
dikkate alınmıştır. Halbuki 54 ncü faslın başlığı
“Bu Bölümde Avarina Kalesi Ve Zakilda Adası
Anlatılır” biçimindedir. Burada sınıflandırılma
yapılırken, bir ada ve bir kale hesaba katılmıştır.
Bunun gibi, fasıl başlıklarındaki coğrafi özellikler
sınıflandırılırken, başlık metinlerin içeriği değil,
fasıl başlıklarında belirtilmiş olan coğrafi özellik
göz önünde tutulmuştur. Örneğin; 165 nci fasılın
başlığı ; “Bu Bölümde Kalovri Kıyılarındaki
Kotorande Kalesi Anlatılır” biçimindedir. Ancak
anlatılmak istenen Kalovri Kıyıları değil, Kotorande
Kalesi’dir Dolayısıyla bu fasıl kalelerin
kategorisine konulmuştur. Fasılların konu sayısının,
fasıl sayısından fazla olmasının nedeni budur. Bu
esaslara göre,yazmanın fasıl başlıklarında 303
coğrafi özellikten söz edilmiş olduğu görülmektedir.
Bunların 103’ü belli başlı ada, 82’si belli başlı
kale, 70’i başlangıç ve bitim noktaları verilen
kıyı, 14’’ü liman,12’si kent, 6’sı yer adı (mevki),
4’’ü körfez, 1’i deniz ve 1’i de köy adıdır.Doğal
olarak yazma metninin içeriğindeki coğrafi
özelliklerin sayısı çok fazladır. Metin içinde geçen
coğrafi özellikler ile bunların sınıflandırılması
“Coğrafi Yer Adaları” başlıklı bölümde ele
alınmıştır.
Piri Reis, Bahriye’nin başındaki “Bu Kitabın Yazılış
Nedeni” başlıklı bölümde, genel bir anlatımla,
Akdeniz’in incelenme sırasını şöyle açıklamaktadır:
(s.52 b)“…Gelibolu yakınlarında, Sultaniye ve Kilid-il-
Bahr diye tanınan kalelerden başlayarak yer yer,
durak durak bu denizi anlattıktan sonra, dönüp
dolaşıp sonunda yine adı geçen kalelerde
tamamlandı…”
Ancak burada Akdeniz’in anlatımında izlenen sıra ana
hatları ile verilmiş, ayrıntılara girilmemiştir.
Çünkü Akdeniz, aralarında üç bine yakın adanın
bulunduğu birbirine yakın iki kıyı arasında yer
almaktadır. Böyle karmaşık bir yapıda, yeri gelmeden
ayrıntıya girmek, okuyucunun konuları karıştırmasına
neden olabilirdi. Nitekim, düzyazıdaki açıklamalar
sürdürülüp, Adalar Denizi’nin karmaşık yapısına
girildiğinde, anlatım düzeninin ayrıntıları da
verilmeye başlanır.
Bu ayrıntılar ilk olarak, İpsara Adası’nın
anlatıldığı bölümün son satırlarında yer almaktadır:
(67 a)”İpsara Adası’nın dışlanmaması için, onu da
burada anlattık; fakat ele alış ve anlatış düzeni
bakımından, şimdi, Anadolu kıyılarındaki bazı
limanları anlatalım ve sonra (yeniden) adalara
yönelelim.”
Denilerek önce Sablıca Limanı ve Alaçatı kıyıları,
sonra, Sığacak Limanı anlatılır ve Sisam Adası’na
geçilir. Aşağıdaki haritada gösterilen sıraya göre,
buradaki adalar anlatıldıktan sonra Keçi Adası’ndan
Acısu kıyılarına dönülür. Keçi Adasından, Andire
Adası’na değin anlatım düzenine ilişkin, başka bir
açıklama bulunmamaktadır.
Bahriye’nin anlatım düzeninin asıl ayrıntısı, Andire
Adası’ndan Rumeli kıyılarına gelindiğinde, ana
konuya geçilmeden önce, açıklanmaktadır. Çünkü
buraya kadar, olan Adalar Deniz’i anlatılmıştır.( Bu
denizin Türkler ve Avrupalılar tarafından kullanılan
ortak adı “Adalar Denizi” veya “Adalar Arası
Denizi”dir y.n..) Bundan öteye Frenk ülkeleri ile
Afrika’nın kuzey kıyıları dile getirilecektir.
Okuyucuya yeni bir hatırlatma yapılması gerekli
görülmüştür.
Piri Reis’in buradaki açıklaması, ayni zamanda
Adalar Denizi’nin ( Türklerin ilk olarak Akdeniz
adını verdikleri coğrafi bölgenin) ilk ve tek
coğrafi tanımıdır. Piri Reis’in tanımı şöyledir
(S.116 a):
“Adalar arası diye tanınan ve Müslüman olmayanlar
arasında da Arso Pelago ( burada bir kopyalama
hatası olmalıdır. Çünkü ayni kelime Kültür B.
nüshasında ‘Arsu Paluga’ ve Tercüman nüshasında
‘Arsu Pelago’ biçiminde yazılmıştır y n.) olarak ün
kazanmış bulunan adalardan uygun ve gerekli
olanlarını düzenli bir biçimde anlattık. Şimdi de
burada yapmamız gereken iş Rumeli kıyıları ile,
Cebelitarık Boğazına değin tüm Frenk (İtalya,Fransa,
İspanya) kıyılarını; ondan sonra da Afrika’nın
Kuzey- Batısındaki Akdeniz kıyılarını anlatmak;
buraları dolaştıktan sonra da İskenderiye ve Şam
ülkesinin (Şam, eskiden, Suriye denilen geniş bir
ülke ve yörenin adı olup Osmanlı İmparatorluğu
dönemine Halep, Suriye, Beyrut vilayetleri ile Kudüs
Sancağı’nı içine alırdı. y.n.) kıyılarından
geçerek,Anadolu kıyıları boyunca, yeniden Rodos
Adası’na gelmek; oradan da Kerpe ve Girit Adaları
ile Anafya, Değirmenlik, Mortad, Eskiri, İskados ve
Çamlıcalar’dan dolaşıp (Kültür B. İle Tercüman
nüshalarında adaların sıralanışı değişiktir) Boğaz
Hisarlarına ulaşmaktır. Anlatım düzeninin
bozulmaması için Boğaz Hisarlarından başladığımıza
göre yine yolculuğu o kalelerde tamamlamalıyız.”
Benzer bir açıklama, ileride, 130 ncu faslın
başlığında yer alacaktır (s.230 a):
“Gedelan Adalarının anlatılmasını tamamladık.
Anlatım düzeninin korunması için, yine, dönüp Pulya
kıyılarından başlayalım: Şimdi bu bölümde söz konusu
kıyılardan öncelikle Polo Kastiro Kıyılarını
anlatalım”
Bu açıklamalar Piri Reis’in anlatım düzenini, bir
plana dayandırarak, bilinçli biçimde belirlediğini
göstermektedir. Anlaşıldığına göre Piri Reis,
Bahriye’nin anlatım sıra ve düzenini, o yıllarda
Akdeniz’de, rüzgar, akıntılar ve öteki hava
koşullarına bağlı olarak oluşturulmuş ticari ve
askeri bakımdan en çok kullanılan deniz yollarına
göre belirlemiştir.
Bahriye’nin Metin ve Haritaları Arasındaki Biçimsel
İlişki
Bahriye’de, Akdeniz’e ilişkin yazılı bilgilerin
bulunduğu fasılların hepsinin sonuna, anlatılan
yöreye ilişkin bir harita çizilmiştir. Piri Reis,
Bahriye’nin yazılı açıklamaları ile çizili
açıklamaları denilebilecek haritaları arasındaki
bağlantıyı birçok yerde açıklamaktadır, Örneğin:
(s.5 a,b):
“…Bugüne değin hiç kimse, bu konularda yararlı bir
yapıt bırakmamıştır. Bu amaçla Akdeniz kıyılarının
ve adalarının, bayındır ve ören yerlerini, limanları
ve suları ile denizdeki taşlarını ve sığ
kesimlerini,daha önceleri merhum Kemal Reis ve başka
gazilerle birlikte edindiğim kesin bilgilere ve
kendi gözlemlerime dayanarak inceledim ve bunları
eksiksiz olarak açıkladım. Çünkü burada
anlatılanların tümünü haritada belirtmek kolay ve
olanaklı değildir; bunlar (haritalarda) son derece
kısa ve öz verilmiştir…”
Piri Reis’in, bu satırlarında, Akdeniz kıyıları ve
adalarına ilişkin hangi bilgiler topladığını,
bunları nasıl inceleyip yazdığını açıklamaktadır.
Ancak Piri Reis’in açıklamalarında, bir başka gerçek
daha dile getirilmiştir: Bu bilgiler çok
ayrıntılıdır ve haritalara genelleştirilerek (arazi
üzerindeki ayrıntıların tümünü harita üzerinde
göstermeye olanak bulunmadığından, kullanılacak
ölçeğe uygun olarak, bunların azaltılarak, gerektiği
kadarının haritalara aktarılması) konulmak
zorundadır. Dolayısıyla, Piri Reis, ayrıntıların
tümünü göstermek için haritaları değil, yazılı
açıklamaları yeğlediğini belirtmektedir. Nitekim
daha sonraki açıklamalarında da benzeri bilgileri
görmek olasılığı vardır.
Piri Reis’in bütün bu yazdıklarından iki önemli
sonuç çıkmaktadır: Birincisi, Akdeniz’e ilişkin
yazılan her konu, onun gözlemlerinden ve
incelemelerinden elde edilmiştir. İkincisi, Piri
Reis, alışılagelmiş uygulamaların dışına çıkarak,
portolanları arka plana itmiş, yazılı bilgileri ön
plana çıkartmıştır. Böyle davranmasının nedeni
şudur: Piri Reis Akdeniz’in pek çok özelliğinden söz
etmektedir. Bunlar yaşamsal önemi olan ve denizciler
tarafından mutlaka göz önünde tutulması gereken
hususlardır. Bu kadar çok ayrıntının, küçük ölçekli
olan portolanlarda gösterilmesi olanaksızdır. Bu
kadar özellik ancak çok büyük ölçekli haritalara
sığdırılabilir ki, bu durumda haritalar çok büyük
bir alan kapsar. Daha doğrusu onun anlatımıyla “…o
denli büyük bir harita, gemilerde yararlı ve
kullanışlı olamaz.”
Ancak, bütün bunlara karşın Piri Reis, haritaların
denizciler ve öteki kullanıcılar için yadsınamaz
önemini ve bu önem nedeniyle haritalardan vaz
geçilemeyeceğini bilmektedir. Bu nedenle, her bir
faslın sonuna koyduğu, haritalarla, eserinin
bütünlüğünü korumuştur. Ancak bunlar portolanlar
türünde değil, portolanların bazı özelliklerini
taşıyan, taşıyan, büyük ölçekli haritalar biçiminde
hazırlanmıştır. Hatta, Piri Reis bununla kalmamış;
66 a sayfasında “… Bu adalarda içilecek su bulmak
istenirse hepsinde içme suyu vardır; gerektiğinde
haritasına bakılmalı ve kuyuların imleri
görülmelidir…”, 66 b sayfasında “…Kara Ada’yı kıble
tarafına dolaşırlarsa, bazı yerlerde taşlar vardır.
Bu taşlar haritada belirtilmiştir, ona göre
davranılmalıdır.” veya ayni sayfada “… Bu liman,
birçok tür gemi için iyi yataktır; ancak oralarda
seyrederken haritaya bakılmalıdır…”, 80 a “…Bu
burgazın kıble yönünde, deniz kıyısında nereyi
birazcık kazsalar tatlı su çıkar. Su bulmak
arzulandığı takdirde, adanın haritasında su sağlamak
amacıyla kazılabilecek yerler işaretle
belirtilmiştir, böylece harita aracılığıyla
bilinir.”, 82 a “… arzu edildiğinde haritaya
bakılabilir…”; 90 a “…Çatalada’nın yıldız
tarafındaki adaların araları hep derindir.
İstenildiği zaman haritaya bakılarak bu yerler
belirlenebilir…” denilerek, haritanın vazgeçilmez
önemi uygulama alanında da gözler önüne
serilmektedir. Hatta 112 a sayfasında “… Bu adaların
arasına yıldız tarafından girme durumunda kalınırsa
haritaya bakılmalıdır ki esenlik içinde kalınsın…”
denilerek, haritasız iş yapılamayacağı
vurgulanmaktadır. Bu gibi açıklamalar Bahriye’nin
birçok başka yerinde de bulunmakta, buralarda da
haritaların, metinlerin tamamlayıcı bir unsuru
olduğu belirtilmektedir.
Düzyazı Bölümünün Genel Değerlendirilmesi
Düzyazı bölümünün biçimsel özelliklerinden söz
edilirken, incelenmesi gereken hususlardan biri de,
eserin düzelenişinde uygulanmış olan fasıl (bölüm)
ayırımı ve bunların başlıklarıdır. Düzyazı bölümü,
yukarıda da belirtildiği gibi, Akdeniz adalarını ve
kıyılarını anlatan 207 fasıldan oluşmaktadır. Her
bir fasılın başında, Akdeniz’in hangi yöresinin
işlendiğini gösteren bir fasıl başlığı vardır. Fasıl
başlığının ardından, açıklamalara geçilir. Bahriye,
Akdeniz’in bir coğrafya kitabı ve bir atlası
niteliğinde de hazırlanmış olduğundan, fasıllardaki
deniz ve denizciliğe ilişkin bilgiler, coğrafya
bilgilerinden bağımsız biçimde ve ayrı olarak ele
alınmamış; bunlara öteki bilgilerin arasında yer
verilmiştir. Bu nedenle Akdeniz’i anlatan
fasıllarda, genellikle anlatılacak yerin (kale,
kent, ada, liman vb.), kolayca seçilip tanınması
amacıyla, ilk bakışta göze çarpacak belliklerine
dikkati çekecek derecede yer verilmiştir. Bu
bellikler, yaklaşma yönünde, uzaklardan başlayarak
görülebilen veya dikkati çeken dağ, tepe, çan kulesi
gibi nesnelerdir. Doğal olarak Piri Reis;
denizcilik, coğrafya, toplumsal yaşam, ekonomi gibi
öteki konuları da unutmamış, hemen hemen her
fasılda, bunlara da geniş biçimde yer vermiştir. Ele
alınan konular o denli çeşitlidir ki ada, kent ve
kalelerin hangi ülkenin egemenliğinde olduğunun
belirtilmesinden, Akdeniz kıyıları ve adalarında
yaşayan insanların çeşitli ekonomik, sosyal
durumlarının anlatılmasına kadar uzanır, madenlere
varıncaya kadar bilgi verilir. Bazen bütün bu
konular birbirlerinden ayrılamayacak biçimde iç içe
anlatılmıştır. Bakarsınız ekonomik bir konunun
içinde, soysal içerikli bir konu da
sıkıştırılmıştır. Fasıllardaki açıklamaların
biçimine, konuların çeşitliliğine ve anlatım
düzenine ilişkin birkaç örnek aşağıdadır :
( S.46 b)”Bu yer (Aynaroz) gerçekte uzun bir
burundur.Burnun uzunluğu seken mildir.Rumeli kıyısı
ile burnun arasında kuru bir boğaz vardır. O boğazın
iki yanındaki denizin arası ise bir mildir.Alçak ve
kuru bir yerdir, fakat burnun kendisi dağlıktır.
Dağların deniz tarafında olan ucu o denli yüksektir
ki oradan Kerpe Adası görünür…”
( S.96 b)”Zömbeki Adası yüce bir dağdır. Bu dağın
Rodos Kalesi’ne olan uzaklığı,otuz çevresi ise yirmi
beş mildir. Bayındır, bakımlı bir kalesi vardır. Bu
kaleye Müslüman olmayan zümre Şimbo adını verir.
Kale yüksek bir kayanın üzerine yapılmıştır. Kalenin
gündoğusu tarafında bir körfez vardır. Bu körfez iyi
bir yataktır. Yufka sulu bir yerdir. Söz konusu
körfeze iki dağın arasından girilir. Bu nedenle
derin bir yerdir. Bununla birlikte körfez içinin son
kesimi sığdır. Kıyı çevresi bağlıktır. Gemiler bu
bağlara karşı demir atıp yatarlar…”
(S.108 a)”Bara Adası Venedik egemenliği altındadır.
Nakşa Adası’na altı mil uzaklıktadır.Nakşa’ya
gidecek olan gemiler gelip bu adanın limanında
kışlarlar.Adanın çevresi elli mildir.Yüksek dağları
vardır. Denizden gelirken belliği adanın ortasındaki
yüksek bir dağdır. Bu dağa Perekiye derler. Bu dağın
ötesinde, deniz kıyıları ak yarlar gibi görünür;
çünkü bu adada mermer ocakları çoktur…”
(S.246 a)” Marsilya Kenti Fransa’nın işlek liman
kentlerinin en önemlisidir. Bu ülkeden deniz yoluyla
ne zama asker çıkarmak ( sevk etmek) gerekse, burada
yığınak yapılır ve buradan gemilere binilip denize
açılınır. Bu kent çok eskiden beri Fransa’nın
yönetimindedir ve ayni zamanda, anavatan kıyısının
ortalarında kurulmuştur. Marsilya’nın önünde bir
liman vardır. Bu liman girişine ( ağzına) zincir
gerilmiştir.”
(S.298 b)” Reşid’in denizden gelirken belliğinin
öncelikle Kümbü’l- Ferah’ın görülmesi olduğunun
bilinmesi gerek. Burası bir ermiş kişinin gömütüdür.
Bu gömütün üzerinde bir tepe, tepenin de üstünde bir
burç vardır. Önce o burçlu tepe görünür. Ondan sonra
bir hurmalık önünde Reşid Burnu seçilir.Bunların
hiçbiri görünmeden önce deniz suyunun bulanık olduğu
fark edilir. Bunun nedeni Nil Nehri’nin bulanık
sularının denizde otuz mil açıklara kadar
yayılmasıdır. ..”
(S. 313 a)” Denizden gelirken Trablusşam’ın belliği
poyraz tarafındaki yüksek dağdır. Bu dağ hem sivri,
hem değirmidir.Trablusşam onun lodos tarafına düşer.
Trablus’un asıl kalesi yüksek bir yerde
bulunmaktadır. Kent ise ingin, düz bir yerde
kurulmuş; bağlık, bahçelik güzel bir kenttir. Kentin
ortasından büyük, suyu güzel ve tatlı bir ırmak
geçer. Kentin deniz kıyısına uzaklığı üç mildir. Bu
üç millik arada güzel lale bahçeleri yer alır…”
(S.351 b)”Değirmenlik Adası’nın çevre uzunluğu
seksen mildir. Burada ayrıca halkın sabun yerine
kullandığı bir tür kil de vardır. Bu adanın denizden
gelirken belliği adanın üç bölük görünmesi ve
ortadaki bölüğün ötekilerden daha yüksek olmasıdır…”
Bahriye’de fasıllara ve haritalara numara
verilmemiştir. Fasıllarla ilgili olduğu için
Bahriyedeki her bir faslın sonunda yer alan
“Vesselam” sözcüğünün açıklanmasında da yarar
görülmektedir.: Tercüman 1001 Temel Eser dizisi
içinde yer alan “Kitab-ı Bahriye- Piri Reis” adlı
yayını baskıya hazırlamış olan Yavuz Sanemoğlu bu
sözcüğün “ Yolun selamet olsun!” dileğini ifade
ettiğini yazmıştır. (c.1, s 113). Aslında “
Vesselam” sözcüğü o günlerde yazılmış başka
kitapların fasıl sonlarında da bulunmaktadır.
Nitekim, Katip Çelebi’nin “Tuhfetü’l Kibar Fi
Esfari’l Bihar” adlı kitabını yayına hazırlamış olan
Orhan Şaik Gökyay “Vesselam “ sözcüğünün anlamını
aşağıdaki biçimde vermektedir.(c.II, s. 298): “Ve’s-
selamü ala men ittibaa el- hüda (esenlik doğru yolu
tutanların üzerine olsun) ayetinin (Taha Suresi 47)
bir parçasının kısaltılmış şekli olup “İşte bu
kadar, artık bitti” anlamına, sözü kısa kesmek
deyimi olarak kullanılır. İstanbul
Üniversitesi’ndeki 8805 numaralı yazmayı günümüz
Türkçesine çeviren Kaya Can da “ Vesselam”
sözcüğünü, Orhan Şaik Gökyay’ın görüşüne benzer bir
biçimde çevirmiştir.
Dördüncü Ana Bölüm, Bahriye’nin son bölümü, yani
bitiriliş bölümüdür. Düzyazı bölümünün 207 nci
faslının haritasının çizilmiş olduğu 361 b
sayfasının ardından gelen bu son bölüm de nazım
biçiminde kaleme alınmıştır. Tek bir fasıldan
oluşmaktadır. Fasıl başlığı “Kitabın Bitirilişine
İlişkin Açıklama” biçimindedir. Tümü 86 dizedir. Son
dizenin ardından, daha önce açıklanmış olan tarih
düşme satırları gelmektedir. Piri Reis bu ana
bölümde; kitabının sona erdiğini, çalışmaktan
duyduğu kıvancı, bilime ve Akdeniz’e olan sevgisi
nedeniyle çalışmalarını yaptığını, İbrahim Paşa ile
tanışmasını, onunla yaptığı yolculuğu ve İbrahim
Paşa’nın çalışmalarını beğenip, eserin Padişaha
sunulması amacıyla temize çekilmesini emretmesini
anlatır. Daha sonra da, çalışmalarının amacını
açıklayarak, kitabını okuyanlardan kendisine hayır
duada bulunmalarını ve yanlışlarını bulup
düzeltmelerini diler:
(s. ) “*Ben bu kitabı yanlışlar ve yanılgılarla dolu
olarak yazdım; ancak bunun anlamının ne olduğunu
dinleyin.
*Üzüntü ve sıkıntılar ara verip fırsat buldukça ve
dilimin gücü yettiği ölçüde, yılmadan,yorulmadan
çalışarak,
*Bu konuyu tüm ayrıntısıyla derleyip topladım ve
yazdım. (umarım) bu kitabı kullanan, ondan
yararlanan kapıyı açma olanağı bulur.
*O kimse, ayni zamanda, “Tanrı bu kula acısın”
desin, bunu diyen de kesinlikle Tanrı’nın rahmetine
erişsin.
*Ayrıca, bunu işiterek “Amin” diyen de gelecekte tüm
belalara karşı güven içinde olsun.
Sayılmayacak kadar Tanrı’ya şükürler, Tanrı’ya
şükürler! Umarı bulunmayan hiçbir tasa, hiçbir
kaygı, acı olmasın.
* İşte bu nedenle sözü burada kestik, bitim
noktasına ulaştık ve böylece amacımız gerçekleşti..
Dileğimiz gerçekleşti ve sözü bitirdik ve
Tarih olarak “ana feyz-i hadi” doğru yolu
gösterici ilim ve irfan” dedik.”
Bahriye’nin biçimsel özelliklerine ilişkin
söylenecek daha pek çok konu bulunmaktadır. Ancak,
verilen seminer süresi, bunları bir bir açıklamaya
elvermediğinden, burada en önemlileri dile
getirilmiştir.
Bahriye’nin Konu Bakımından İçeriği
Bahriye’nin biçimsel içeriği anlatılırken, düzyazı
bölümü dışında kalan bölümlerin konu bakımından da
içerikleri, kısmen de olsa açıklanmıştır. Süre
darlığı nedeniyle, burada yalnız düzyazı bölümünün
içeriğine değinilecektir.
Düzyazı Bölümünün Konu Bakımından İçeriği Ve
Sınıflandırılması
Düzyazı bölümünün içeriği “Akdeniz’i anlatmak ve
açıklamak” biçiminde özetlenebilir. Ancak, bu
yeterli değildir. Eserin içeriğinin konu bakımından
tam olarak ortaya konulması, bunun için de
ayrıntılarına girilmesi zorunludur.
Neydi Bahriye’deki bu, Akdeniz’e ilişkin konular?
Yaygın kanıya göre, bu sorunun yanıtı “denizcilik
ağırlıklı konular” dır. Oysa böyle bir yanıt
Bahriye’nin içeriği ile bağdaşmamaktadır. Gerçi Piri
Reis eserinde Akdeniz kıyıları ile adalarını
anlatmış; bu arada, doğal olarak, denizciliğe
ilişkin bilgiler de vermiştir. Ancak Bahriye’de
denizcilik bilgilerinin yanı sıra, hatta bazı
yerlerde denizcilik bilgileri ikinci plana itilerek,
Akdeniz’in ekonomik ve sosyal yapısı, direyi
(faunası) ve biteyi (florası) gibi pek çok coğrafya
bilgisine de yer verilmiştir. Bu gibi bilgilerin
toplamı 1066’dır. Bu nedenle, düzyazı bölümünün
genel içeriği ve bu bölümdeki açıklamaların
ayrıntılarına geçilmeden önce Bahriye’nin
içeriğindeki denizcilik bilgileri dışında kalan
hususların istatistiksel bilgilerinin sunulmasında
yarar görülmektedir. Çünkü, Bahriye’nin gerçek
içeriği ancak böyle ortaya konulabilmekte ve eser
daha iyi değerlendirilebilmektedir.
Sosyal
Ve Ekonomik Yaşama İlişkin Konular (Toplumsal
Konular)
Bahriye’de, Akdeniz kıyıları ve adalarında yaşayan
insanların aralarındaki ilişkilere çeşitli yönleri
ile değinilen 374 açıklama bulunmaktadır. Bunların
62’si insanların yaşam biçimleri ve aralarındaki
ilişkilerle (sosyal içerikli), 115 ekonomik
ilişkilerle, 49’u tarihi olaylarla, 34’ü
söylentilerle ve 114’’ü deAkdeniz kıyılarındaki ve
adalarındaki ülkelerin egemenlik alanlarıyla ilgili
bilgilerdir.
İnsanların Yaşam Biçimleri Ve Aralarındaki İlişkiler
(Sosyal İçerikli Bilgiler)
“İnsanların yaşam biçimi ve aralarındaki ilişkiler”
başlığında toplanan 62 bilgi kümelendirilirken,
konunun anlatılışında ön planda tutulan birim
sayılmış, ikinci plandaki birim göz ardı edilmiş
veya önemli ise ait olduğu kümede ayrıca dikkate
alınmıştır. Örneğin; Santa Meriye Lorita kıyıları
anlatılırken şöyle denilmektedir (187 b): “…Burası
tanınmış, ünlü bir manastırdır. Burada her yıl
panayır kurulur; çevreden pek çok Hıristiyan burada
toplanır; yer, içer, eğlenir ve yani zamanda
alışverişte bulunurlar…”. Bu anlatımdaki
“alışverişte bulunma” ikinci planda kaldığı ve
anlatım daha çok insanların yaşamına yönelik olduğu
için bu bilgi insanlar arasındaki ilişkiler
kümesinde sayılmış, ekonomik bilgi, hesaplamaya
alınmayarak, göz ardı edilmiştir. Bazı konular salt
açıklamalar biçiminde olduğundan kümelendirilmeleri
daha kolay olmuştur.
Bu esasa göre sosyal içerikli olarak kabul edilen 62
bilgiden, kümelendirmede uygulanan kıstasları da
yansıtacak biçimde seçilen örnekler aşağıda
sunulmuştur.
(s.227 b): “Direnkonare Adası’nın üzerinde sürekli
olarak Mayorka gözcüleri bulunur. Hiç kimse de
onları yakalayamaz; çünkü oralar son derece sarp
yerlerdir. Gözcü, denizde bir gemi görürse
Mayorka’ya boru çalarak gemi bulunduğunu bildirir…”
(s.260 b) “ …Bu adaya Hıristiyan gemileri gelir;
gündüzleri fırsat buldukça, Arap kıyılarına geçerek
adam kaçırırlar…”
(s.263 a) “…Bu ırmağın iki yanına da bir çok su
değirmeni yapılmış; gece vakti haydutların gelip
değirmenleri yağmalamamaları için, onların dış
tarafına bir sur çekilmiştir…”
Bu örnekte “adam kaçırma” sosyal kümede, “su
değirmenleri” ekonomik kümede ayrı ayrı hesaba
katılmıştır.
(s.273 a) “…(Tunus Kenti’nin) kıble yanı ıssız
sahradır; sahranın daha iç kesimlerinden yabani, çöl
Arapları gelir ve oralarda buldukları kimseleri
soyarlar. Bu nedenle Tunus Sultanı, her yıl askeri
ile kent dışına çıkar; ekin ektirir, günü gelince o
ekini biçtirir; sonra da kente gelir, kışı kentte
geçirirler…” Burada da ekonomik yaşam, yani “ekin
ekip biçmek” ikinci plandadır, anlatım yalnız,
sosyal içeriği ile ele alınmıştır.
(279 b) “…Şeyh Yahya’nın kabilesi farz namazlarını
asla imama uyarak kılmadıkları gibi, Cuma
namazlarını da imamla kılmazlardı. Su içerken
bardağı dudaklarına değdirmezler; değerse bardağı
kırarlardı. Ayrıca, bütün evlerin kapısında bir
Hıristiyan haçı vardı. Kendilerinden bunun nedenini
sordum; “Şeytan o Hıristiyanların haçından kaçar”
diye yanıt verdiler…”
Aşağıdaki açıklamada hem sosyal yaşam hem de
ekonomik durum ayni ölçüde önemli görülmüş ve bu
anlatım, her iki kümede de ayrı ayrı istatistiğe
dahil edilmiştir.
(s.283 b) “…Bu köyde yaşayan Araplar, eskiden
durmadan Trablus’a kömür götürüp satarlardı.
Trablus’ta odun bulunmadığı için halk kömür
yakardı…”
( S.43 a) “Adı geçen Limni Adası, dört köşe,
yükseltisi az bir adadır. O adanın çevresi yirmi
mildir. Bu adada, Ağustos ayının yedinci gününde,
yağlı balçık kazılıp çıkarılır…”
Piri Reis’in değindiği bu yağlı balçık, Limni
toprağı (Tin-i mahtum, terra sigilata veya Limnia
sphragis) adıyla da bilinir. Antik çağda yılan
sokmasına karşı ve otoma için; XVI. Yüzyılda da
vebaya karşı ilaç olarak kullanılmıştır. Bu toprak
yılda bir kere Hephaista yakınlarındaki bir tepeden
dinsel bir tören yapılarak kazılıp çıkarılırdı.
(S.281 a) “ … Masurata denizden kimi dört, kimi beş,
kimisi de altı mil içeride, karada yer alan bol
hurmalı köylerdir. Bu köylerden sonra İskenderiye
kentine varıncaya değin yerleşik başka köy yoktur,
hep sahradır. Yaz gelince Arap kabileleri göç ederek
sahraya gider; kış olunca da deniz kıyısına konar ve
kışı orada geçirirler. Bunlar hep küçük
şeyhliklerdir. Bunların şeyhliklerinden birine Şeyh
İrve, birine Şeyh Duvadi derler. Üçüncü Şeyh Maltan,
dördüncü Şeyh Maıden, beşincisi Ziyet, altıncısı
Şeyh Ali ve yedincisi de Şeyh İsmail’dir. Bunların
her biri küme küme boyların beyleridir. Mağrip’ten
ta İskenderiye’ye değin Yörük eviyle ( çadırıyla)
göçüp konarlar. Bu sahra yabanileri denizde bir gemi
gördükleri zaman , başlarındaki “ amamelerini” yani
sarıklarını, ortasından ellerindeki gönderlere
bağlayarak bayrak yaparlar; çevrede bulunan Araplar,
bunu görünce bayrak çeken kişinin yanında
toplanırlar. Hep birlikte denizde yol alan gemiyi
gözleyerek beklerler. Bunu gemidekilerin kıyıya
çıkarak yağma ve çapulda bulunmalarını önlemek
amacıyla yaparlar. Haritalarda Maturba taraflarına
bir tür bayrak imi çizilmesinin nedeni budur…”
Burada yönetim yapısına ilişkin bilgi göz ardı
edilmiş, yalnız sosyal yaşama ilişkin bilgi
sayılmıştır.
Akdeniz’in Ekonomik Yaşamından Örnekler
Bahriye’de Akdeniz anlatılırken, 115 yerde, ekonomik
ağırlıklı bilgilere yer verilmiştir. Burada ekonomik
ağırlıklı deyiminin kullanılmasının nedeni, eserin,
bir coğrafya kitabı da olmasından ötürü, yukarıdaki
sosyal yaşama ilişkin bilgilerde olduğu gibi,
çeşitli konulardaki bilgileri içermesidir. Üstelik
bu konular öylesine iç içe girmiştir ki, ekonomik
anlatımların içinde sosyal ve sosyal anlatımların
içinde de ekonomik bilgilerin bulunmakta ve bu
durum, konuların kesin bir biçimde birbirlerinden
ayrılmalarına olanak vermemektedir. Bu zorluk doğa,
iklim, su ve akarsular gibi öteki konularda da
aynidir ve kümelendirmede ayni sorunları ortaya
çıkarmıştır. İşte açıklanan nedenlerle, burada ve
bundan sonra verilecek, birimlerin ayrılıp
kümelendirmelerine ilişkin istatistiksel sonuçların,
kesin ölçülere dayalı bir sınıflandırma olarak
görülmemesi gerekir. Bunlar Bahriye’nin zengin
içeriğini ortaya koymak amacıyla yapılmış zorlama
ayırımlardır.
Bahriye’deki anlatımlarda konu ayrımı yapılmadan,
olayların doğal akışı içinde anlatılmıştır. Bu
nedenle, konular iç içedir. Yani bir olay içinde
ekonomik, sosyal, direy ve bitey gibi birçok konu
bir arada anlatıldığından, verilen örneklerde konu
hangi yönden ağırlıklı görüldüyse, ağırlıklı görünen
konu içinde ele alındı.Böyle yapılmakla
yinelemelerden de kaçınılmış oldu. Böylelikle
Bahriyenin ekonomik ve toplumsal coğrafya kitabı
olduğu, Piri Reis’in de bu alanda eser veren ilkler
arasında bulunduğu gösterilmek ve kanıtlanmak
istendi.
Örnekler iki kısma ayrılarak verilecektir. Bundan
amaç hem konuların daha iyi dile getirilmesi, hem de
kümelendirmede izlenen yol hakkında fikir
verilmesidir. İlk kısımda 78 bilgi yer almakta olup,
ekonomik içeriği açıkça belli olan anlatımlardır,
örnekleri aşağıdadır:
(S. 52 a, 53 b) “Rumeli kıyısında Talende adı
verilen bir liman daha vardır, tanınmış, iyi bir
yataktır. Oraya gidip gemilere buğday yükletirler…….
Bu koy akarsuyu olan ve turunç üretilen bir yerdir…”
Buradaki açıklamaların ilk cümlelerindeki bilgiler
ekonomik konular kümesi içinde, son cümledeki
bilgiler Akdeniz’in biteyi kümesi içinde
sayılmışlardır.
(S.135 a) “Bir göle benzeyen bu denizin (Preveze
Kalesi’nin önündeki Narda Denizi’nin boğazı) içinde
bir takım adalar vardır.Bu adalardan birine Kara
Kansa, bir başkasına da Vale adını verirler. Kara
Kansa adındaki adacıkta bir kilise vardır; o
adacığın çevresinden sandallar gelir ve o kilisenin
önünde yatarlar.Ayrıca oralarda sığlar da
vardır.Sandallar bu sığların dışında istiridye
avlarlar ve sandallarını dolduracak ölçüde
birikinceye kadar getirip sığların üzerine dökerler.
Sonra da sandallarına yükleyerek Körfez Adası’na (Korfu
Adası) ve başka yerlere götürüp satarlar….”
Burada da, verilen bilgilerin içerik ve nitelikleri
nedeniyle, hem ekonomik, hem de Akdeniz’in su altı
ürünleri kümeleri içinde ayarı ayrı sayılmıştır.
(S.138 a)“…Adada ( Korfu Adası) eşsiz güzellikte
zeytinyağı üretilir. O zeytinyağı gemilere yüklenir
ve her yana götürülür. Bir balık dalyanı dört yüz
bin akçeye satılır…”
Burada hem ekonomik, hem bitey hem de direy bilgisi
vardır ve bunların her biri, kendi kümesi içinde,
ayrı ayrı sayılmıştır.
(S: 205 a) “…Bu kente Kadin Sarde derler. Kent bir
dağ içinde kurulmuştur. Bu kentin insanlarının büyük
çoğunluğu kadife işler. Burası bir tüccar kentidir…”
Yukarıda örnekleri verilen 78 ekonomik bilginin yanı
sıra, anlatılış biçimi nedeniyle ekonomik bilgiler
kümesinde sayılmış 37 bilgi daha bulunmaktadır.
Bunlar, 1 dokumacılık, 2 esir ticareti,16 balık, 3
mercan avcılığı (deniz ürünlerinde de sayılmıştır),
8 dalyan ( deniz ürünlerinde de sayılmıştır), biri
yel ötekileri su değirmeni olmak üzere 6 değirmen, 1
arıcılıkla ilgilidir.. Değinilen bilgilerden seçilen
örnekler aşağıdadır:
(S:261 b) “…Maluviye büyük bir akarsudur. Bu suyun
çevresinde pek çok su değirmenleri bulunmaktadır. Bu
değirmenler dolayısıyla çevreden Yörükler gelmiş ve
ırmağın iki yakasına yerleşmişlerdir. Bu akarsu,
Cebel-i Kıryan dedikleri bir dağdan çıkar, gelir
Telmisan’a uğrar, orayı da geçip Tanta Kalesi’nin
önünde denize dökülür…”
(S: 270 b, 271 a)“…Marsal hazir, sözü edilen
körfezin ağzı ile, içeride, sonu arasındaki uzaklık
yarım milden daha azdır. Körfezciğin sonunda,
gündoğusu tarafında bir kale vardır.Bu kaleye
Ceneviz tüccarları yerleşmiş ve otuz beş altın
karşılığında orada mercan avlama hakkını satın
almışlardır. Her gün mercan avlayan bu tüccarların
iki yüz kadar işçileri bulunmaktaydı. Bu işçiler her
sabah dörder dörder birer sandala binip yelken açar,
kıyı rüzgarlarından yararlanarak gider, denize demir
atarlar ve yaklaşık yirmi millik bir alanda, öğleye
değin durmadan mercan avlarlardı. Öğleden sonra yine
yelken açıp kale önüne gelirler; ağlarını güneşe
serer ve kuruturlardı. Mercan avlamak için, örneğin;
iki ağaç parçasını haç gibi birbirine çiviler ve
çaktıkları yere yaklaşık on beş okka (19.325 kg) bir
taş; ağacın ucuna da birer ağ bağlarlar; daha sonra,
o ağları deniz dibinde,ince uzun urganlarla
sürüklerler; böylece mercanlar ağlara dolaşır. Son
işlem olarak ağları sandala çeker, mercanları
ağlardan çıkarır ve Venedik mavnalarına satarlar…”
Bu bilgi hem ekonomik, hem de sosyal yaşam
kümelerine dahil edilip, ayrı ayrı sayılmıştır.
(S:283 a)“ …Trablus tarafından bu kente (Fezan’a)
toplu halde at götürür ve her atı on beş- yirmi
zenci (köle) ile değiştirirler. Bu yüzden Trablus
bir zamanlar büyük bir ticaret liman kenti idi…Bu
köyde yaşayan Araplar, eskiden ,durmadan Trablus’a
kömür götürüp satardı. Trablus’ta odun bulunmadığı
için halkı kömür yakardı…”
(S:286 a) “… Bu Liman’a (Şibaki Limanı) Kalyonlar,
karaveleler Cicilye’den (Sicilya) buğday getirir ve
zencilerle değiş tokuş yaparlar…”
(S:305 a) Bu yolda Ariş’in deniz kulağına benzeyen,
denizin karaya sokulmasıyla oluşmuş bir göl vardır.
Bu çok balıklı bir göldür. Burada vergi görevlileri
vardır. Bunlar gelen gidenden vergi alırlar…”
Bu açıklama ise hem ekonomik hem de sosyal yaşama
ilişkin kümeler içinde ayrı ayrı sayılmıştır.
(S:121 b)” …Bu yerde ( Manya Burnu yöresi) çok bal
üretilen köyler de vardır…”
(S.160 b) “… Sanya kalesi, ayni zamanda Engürüz
ülkesinin (Macaristan’ın) ticaret limanıdır. Alım
satım mallarını taşıyan gemiler bu limanda yüklenir
ve boşaltılır…”
Akdeniz Kıyıları ve Adalarının Siyasi Yapısı
(Egemenlik Durumu)
Bahriye’de Akdeniz kıyılarının ve Adalarının siyasi
yapısı, devlet hudutları ve egemenlik durumu
hakkında 114 yerde çeşitli bilgilere yer
verilmiştir. Bu bilgiler de sosyal ve ekonomik yaşam
konuları içinde kabul edilmiş olup başlıca örnekleri
aşağıdadır:
(s.118 b) “ Piyade dediğimiz bu kale, Mora İli’nin
Mora Sancağı’na bağlıdır ve…”
(s.181 b) “… Firere ayrı bir ülkedir. Bu ülke
Venedik’in Pulya tarafındaki sınırıdır. Firare
gerçekte karada, deniz kıyısına elli mil uzaklıkta
büyük bir kenttir ve Firare’nin (Firare Dükalığı’nın)
başkentidir…”
(S.248 b) “ … Kavu Kriyo, gündoğusuna doğru, adaya
benzeyen yüksek bir burundur. Bu burna mermer bir
direk dikilmiştir. Bu direğin dikilmesindeki amaç
Fransa ile Katalonya’nın sınırını belirtmektir. Bu
sınırın gündoğusu tarafları Fransa, günbatısı
tarafları ise Katalonya topraklarıdır…”
Tarihi
Bilgiler
Piri Reis’in Bahriye’sinde o yıllarda yaşanmış 49
tarihi olaya da değinilmektedir. Bunların
bazılarından Piri ve Kemal Reislerin hayatları
anlatılırken söz edilmişti. Aşağıda, birkaç başka
örnek sunulmaktadır:
(S. 266 a) “ …Cezayir, gündoğusuna dönük olarak, bir
parça bayıra, biraz da deniz kıyısında düz bir yere
oturtulmuş bir kaledir. Rum beldesinden (
Anadolu'dan) gelen Oruç adlı reisin kardeşi
Hayreddin bu kalededir. Cezayir kalesinin önünde
küçük, ingin bir adacık vardır. Fakir (ben ) , o
ülkeye gittiğimiz zamanlarda, Araplar bu adada
yaptıkları burçta bekler, çevreyi gözetlerlerdi.
Sonraları o burcu İspanyollar aldı ve çok sağlam,
güçlü bir kale yapıp içine adam ve çok sayıda top
yerleştirdi. Şu anda Cezayir Kalesi ile söz konusu
edilen küçük ada her gün sürekli olarak
çarpışırlar…”
(S. 50 b) “ …Bu limanın ( Eğri boz Adası’nın kıble
tarafındaki asıl limanı ) kıble yönüne olan ağzından
bir mil kadar dışarıda Başa ( Paşa ) Adası
dedikleri, alçak bir adacık var. Eğri boz fethinde
bu adacığa Mahmut Paşa Hazretleri çadır
kurdurmuştur. Bu adacığın karşısında,, yani Eğri boz
Adası’nın kıyısında tatlı bir su vardır. Bir yerli
kayanın içinden çıkar ve çok boldur. Eğri boz’un
fethi sırasında, Rumeli kıyısından bu suyun yanına
bir köprü oluşturup asker geçirmişler…”
Buradaki bilgiler hem tarihi olaylar hem de sulara
ilişkin bilgi kümeleri içinde, ayrı ayrı
sayılmıştır.
(s.220 a) “… Bu kaleyi Merhum Kemal Reis ile bir kez
ele geçirme girişiminde bulunduk; fakat isteğimiz
gerçekleşmedi…”
(s. 350 b) “…Poli Kendire Adası eskiden Venedik
egemenliği altındaydı.Moton’un fethi sırasında bu
adada yaşayan Hıristiyan halk bırakıp kaçtı. O
günden beri ada ören durumdadır…”
Söylentiler
Bahriye’de ayrıca geçmişte çok eski yıllarda
yaşanmış ve artık söylenti durumuna gelmiş bazı
olaylarla, halk arasındaki gerçek söylentilerden de
söz edilmektedir . 34 yerde bu tür bilgiler
bulunmakta olup, bunlardan bir kaçı aşağıdadır:
(S.130 b) “ …Aspire İspiti Limanı’nın
lodos-günbatısı tarafında Seline denilen bir kale
vardır. Bu kalenin de İnebahtı tarafında Keşişlik
denilen bir adacık var. Bu adacığı Gazi Umur Bey
feth etmiştir; hatta bu yerin Müslüman olmayan
yaşlılarından işittiğimize göre, Gazi Umur Bey,
Atina Körfezi’nden İnebahtı Körfezi’ne, gemilerini
altı millik bir kara kesiminden aşırarak geçirmiş ve
İnebahtı yakınlarında kimi yerleri zapt etmiş; daha
sonra da, Gazi Umur Bey,o gemileri orada yakarak,
aldığı esirleri karadan bu taraflara getirmiş…”
(S: 104 ab) “ … Koç Papaz Adası, İstanköy Adası’nın
otuz mil günbatısı tarafındadır. Şimdi ıssız bir ada
durumundadır. Bu adaya Koç Papaz denmesinin nedeni
şudur: Söz konusu adada bir kilise vardır. Bu
kilisede, Türk halkının Koç Papaz, Müslüman
olmayanların ise San Corci de Libete dedikleri bir
kimse yatmaktadır. Bu yüzden o kiliseye Türklerden
ya da Müslüman olmayan halktan kim gelirse, oraya
bir hediye bırakıp gider. Kimi bıçak, kimi ok, kimi
okçu yüzüğü ( kemankeş yüzüğü) , kimi para, kimi
mendil ve benzeri türlü nesneler koyarlar. Bu
nesneleri yılda bir kez Patnos Adası’nın keşişleri
alıp götürürler ve Patnos Papaz için sarf ederler.
Bu eskiden kalma bir adet olarak süregelmektedir.
Müslüman olmayan zümre Patnos Papaz ile Koç Papaz’ı
ayni yolda yürüyen yakın iki dost olarak
anlatırlar…”
(S.186 b) “….Ankone’nin önündeki limanın yıldıza
bakan burnunun yakınında taş bir adacık var. O
adacıkla sözü edilen burnun arası sığdır ve bu arada
geçit yoktur. Adacığın üzerine bir kilise yapılmış.
Bu kiliseye Santa di Manto adı verirler. Bu
kilisenin şuluk yönünde, deniz kıyısında bir kilise
daha var. Bir başka kilise de onun yukarısında,
dağda bulunmaktadır. Bu kiliselere ilişkin olarak,
Hıristiyan halk batıl inançlarının ürünü bir
söylentiye yer verir. Buna göre deniz kıyısındaki
kilise, eskiden dağ üstündeki kilise imiş. Bir gün
zelzele olur ve kilise yıkılır. Gerçekte, aşağıya,
deniz kıyısına düşer; fakat hiçbir yeri yıkılıp
parçalanmaz. Bütünüyle eksiksiz olarak, deniz
kıyısına oturur. Bu durumun herkes tarafından
bilinmesi amacıyla, yukarıda, dağda, yeniden bir
kilise yaparlar. Deniz kıyısında olan kiliseye Santa
Mariya di Kitera adı verirler….”
Söylentilere ilişkin en ilginç iki örnekten biri
Ayasofya’nın yapılışı (111 a ve b), ötekisi de
Venedik Kenti’nin kuruluşuna ilişkindir (179 a ve
b). Ancak bu iki örnek uzun uzadıya anlatıldığı için
buraya alınamamıştır.
Akdeniz’in Su Durumuna, Biteyine (Florasına) Ve
Direyine (Faunasına) İlişkin Bilgiler
Piri Reis, Akdeniz’i, kıyılarını ve bu kıyılarda
yaşayan insanları yalnız denizcilik, ekonomik ve
sosyal içerikteki bilgilerle anlatmamış, Akdeniz
kıyılarının doğasını da gözler önüne sermiştir.
Bahriye, sulara, akarsulara, bitki örtüsüne ve
canlılara ilişkin verdiği 608 bilgiyle, XVIncı
yüzyıl başlarında yazılmış bir coğrafya kitabı
gibidir. Neler neler anlatılmaz ki! Bu kadar geniş
bilgiye erişilmesi ve bunların bir araya getirilerek
yazılması bile Piri Reis’in bırakmış olduğu bilimsel
mirasın değerinin ayrı bir kanıtıdır.
Bahriyede’ki Su Ve Akarsulara İlişkin Bilgiler
Yaşamın temeli olan |