|
Cumhuriyet`in
kurulmasının ardından 1928 yılında kendi başına bir şeyler yapma
duygusu ile iş hayatına atılmış Alaeddin Kemerli. Sardalyası ile
meşhur olan Gelibolu`da o dönemler sadece Rumlar bu işle
uğraştığı için onlardan öğrenmiş tuzlu balık basmayı. Rumlar
Gelibolu`dan gittikten sonra da limanın hemen kıyısında yer alan
ve şu anda bir tarihi eser olan binayı satın almış onlardan. Rum
ustalardan işi öğrendikten sonra da konserve sardalya imalatına
başlamış Alaeddin Kemerli. Dedesinin marka adı olarak neden
Kızlı Sardalya`yı tercih ettiğini `Belki deniz kızını
çağrıştırmış olabilir. Dedem yakışıklı ve çapkın bir adammış.
Belki de beğendiği bir kız vardı resim olarak onu çizdirmiştir.
Belki de konserve sardalya işinde sadece kızlar çalıştığı için
bu tercihi yapmıştır. O resmi İstanbul`da ressamlara çizdirmiş`
sözleriyle açıklamaya çalışıyor Selçuk Kemerli. O dönemde
konserve sardalyayı talep edenler ise sadece Rumlar ve
Ermenilermiş. Bu alışkanlık daha sonra Türkler arasında da
yayılmış
Ancak hala kırmızı
ete aşırı düşkün bir toplum olmamızdan kaynaklanıyor olabilir
konserve balık tüketimin istenilen seviyeye hiç çıkmamış. Kısa
zamanda işlerini büyütmüş Alaeddin Kemerli. 1932 yılında
İzmir`deki fuara katılıp ödül bile almış kendi yarattığ Kızlı
marka ile. Her şehirde bir milyoner yaratma sevdası olan
yıllarda dönemin Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar yatı ile
Gelibolu`ya geldiğinde `Sana kredi vereyim ne istiyorsan yap`
demiş genç müteşebbis Alaeddin Kemerli`ye. Ancak iflas etmiş bir
kişinin çocuğu olarak borçtan korkan dede Kemerli, İş Bankası`ndan
kredi almaya cesaret edememiş. Coca Cola Türkiye`ye gelince
kendisine yapılan teklifi de bu nedenlerle kabul etmemiş. O
sadece kendi yarattığı Kızlı Sardalya markası ile uğraşmayı
tercih etmiş.
İÇ PAZARDA LİDER
Kızlı Sardalya ile
iç pazarın yüzde 80`ine sahip olduklarını, günde 10 bin kutu
ürettiklerini belirten Selçuk Kemerli, `Bizde konserve sardalya
tüketimi Avrupa ile mukayese edilecek gibi değil. Girdilerimiz
çok pahalı olduğu için Avrupa`da fiyat tutturamıyoruz. Avrupa`ya
Kızlı Sardalya`dan numuneler yolladık, tadını çok beğeniyorlar
ama pazarlayamıyoruz. Akdeniz sardalyası büyüktür ama lezzeti
yoktur. Bizim Saros sardalyası ise küçüktür ama lezzetlidir.
Zaten sular tatlılaştıkça balığın lezzeti daha da artar. O
yüzden bizim sardalyaları çok beğeniyorlar ama fiyatı
tutturamadığımız için pazarlama yapamıyoruz` diye konuşuyor.
Hülya ÜNLÜ /
İSTANBUL
SARDALYANIN HASI
Balık
konserveciliğinin merkezi Gelibolu'da bugün iki tarihi dükkan
bulunuyor. Biri 76 yıllık Alaeddin, diğeri ise 44 yıllık Yakşi.
İkisi de mütevazı dükkanlarında satış yapıyor. Müdavimlerini ve
sardalye lezzetini henüz keşfeden yeni müşterilerini
bekliyorlar.
Dalida ÖZATAY -
dalida.ozatay@aksam.com.tr
Gelibolu'nun hemen
girişinde bulunan Yakşi'nin tabelasında kuruluş tarihi olarak
"1960" yazıyor. İçeride sahibi Ali Yakşi karşılıyor. 1923
doğumlu. Benimle konuşurken, "Çocuğum" diye söze başlıyor.
"Babam kayıkçıydı, ben oldum konserveci" diyor. Balığın dışında
ilk yıllarda sebze de konservesi de yaparlarmış. "Eskiden sera
olmadığı için insanlar konserve sebze alıyorlardı. Ama seralar
yapılınca konserve sebzelere de ihtiyaç azaldı. Şimdi sadece
fasulye ve barbunya pilaki konservemiz var" diyor. Raflarda
balık konserveleri dizilmiş. Balık yumurtası, havyar ve karides
sote diğer çeşitler arasında. Yakşi'nin en eski markası ise
Güzel Kız ve Yakşi Kız.
NASIL YAPILIYOR
Balık önce
temizleniyor. Daha sonra tuzlamaya atılıyor. Balığın tuzda kalma
süresi, cinsine ve büyüklüğüne göre değişiyor. Daha sonra
pişiriliyor. En son konserveleniyor. Satış yapılan yerde aynı
zamanda konserve hazırlanıyor. Çalışanlar ise sezonluk olarak
işe alınıyor.
Ali Yakşi aslen
Gelibolulu. Ama İstanbul'un sihrine kapılarak 1940'ta gelmiş. On
yıl sonra Galatalı bir eş bularak Gelibolu'ya dönmüş. "Zaman
içinde makineleri alıp bir kıyıya bağladım. Kimseden beş kuruş
fayda görmedim ve bu hale getirdim" diyor. Satışların eskiye
nazaran düşük olduğunu anlatıyor. "Enflasyon düştü deniyor ama
tam tersi insanlar harcamalarını kıstı. Artık mecbur olmadığı
şeyi yemiyor. Düne nazaran bugün Türk milleti konserveyi de az
tercih ediyor" diyor.
Balık
konserveciliğinin merkezi Gelibolu'da bugün iki tarihi dükkan
bulunuyor. Biri 76 yıllık Alaeddin, diğeri ise 44 yıllık Yakşi.
İkisi de mütevazı dükkanlarında satış yapıyor. Müdavimlerini ve
sardalye lezzetini henüz keşfeden yeni müşterilerini
bekliyorlar.
Dalida ÖZATAY -
dalida.ozatay@aksam.com.tr
Gelibolu'nun hemen
girişinde bulunan Yakşi'nin tabelasında kuruluş tarihi olarak
"1960" yazıyor. İçeride sahibi Ali Yakşi karşılıyor. 1923
doğumlu. Benimle konuşurken, "Çocuğum" diye söze başlıyor.
"Babam kayıkçıydı, ben oldum konserveci" diyor. Balığın dışında
ilk yıllarda sebze de konservesi de yaparlarmış. "Eskiden sera
olmadığı için insanlar konserve sebze alıyorlardı. Ama seralar
yapılınca konserve sebzelere de ihtiyaç azaldı. Şimdi sadece
fasulye ve barbunya pilaki konservemiz var" diyor. Raflarda
balık konserveleri dizilmiş. Balık yumurtası, havyar ve karides
sote diğer çeşitler arasında. Yakşi'nin en eski markası ise
Güzel Kız ve Yakşi Kız.
NASIL YAPILIYOR
Balık önce
temizleniyor. Daha sonra tuzlamaya atılıyor. Balığın tuzda kalma
süresi, cinsine ve büyüklüğüne göre değişiyor. Daha sonra
pişiriliyor. En son konserveleniyor. Satış yapılan yerde aynı
zamanda konserve hazırlanıyor. Çalışanlar ise sezonluk olarak
işe alınıyor.
Ali Yakşi aslen
Gelibolulu. Ama İstanbul'un sihrine kapılarak 1940'ta gelmiş. On
yıl sonra Galatalı bir eş bularak Gelibolu'ya dönmüş. "Zaman
içinde makineleri alıp bir kıyıya bağladım. Kimseden beş kuruş
fayda görmedim ve bu hale getirdim" diyor. Satışların eskiye
nazaran düşük olduğunu anlatıyor. "Enflasyon düştü deniyor ama
tam tersi insanlar harcamalarını kıstı. Artık mecbur olmadığı
şeyi yemiyor. Düne nazaran bugün Türk milleti konserveyi de az
tercih ediyor" diyor. Yakşi'den, ilk konserveciliğin Gelibolu'da
yapıldığını ama gün geçtikçe bu sektörün çöküntüye uğradığını
söyleyen Yakşi, öğreniyoruz. Masasından tuzlu balığı eksik
etmediğini, yemediği gün hasta olduğunu anlatıyor. Yakşi'deki
konserve balıkların fiyatları 1-27 milyon lira arasında
değişiyor.
ÜÇÜNCÜ KUŞAK
Gelibolu'da ikinci
durağımız Alaeddin. resmi kuruluşu 1928. İşin başında ailenin
üçüncü kuşak temsilcisi Sahir Kemerli var. Konserve
balıkçılıktan önce tuzlama balıkçılığı Gelibolu'da yaşayan Rum,
Ermeni ve Yahudiler yaparmış. Daha sonra Türk girişimciler
devralmış. 1950'li yıllarda sebze ve meyve konserveciliği
eklenmiş. 1960'ta eklenen salça tesisi, o yıllarda Türkiye'nin
ikinci tesisiymiş. 1979'a kadar devam etmiş. Seracılık
başladıktan sonra sebze konserveciliği geri planda kalmış ve
zamanla sadece sardalye çeşitleriyle yola devam etmişler.
Sahir Kemerli,
babasından devraldığı mesleği kardeşleriyle sürdürüyor. Aslında
makine mühendisi olan Kemerli, üniversiteye bitirdikten sonra
İngiltere'de eğitimine devam etmiş. "Ama neticede baba işine
döndük." Ekonomik krizlerden çok etkilendiklerini anlatıyor.
"Krizler yatırım yapmamızı engelledi. Ticarette de ahlak eskisi
gibi değil. Dededen ve babadan öğrendiğimiz gibi sözle iş
yapardık ama olmadı... Türkiye'de ticaret yapmak için okullu
olmamak gerekiyor. Çünkü bana eğitimim boyunca ahlaklı
davranmayı öğrettiler ama ticarete girince işlerin farklı
olduğunu gördüm. Çocuğumu bu işe sokmam."
KOKUSU HOŞ
Sahir Kemerli,
"Balık ürünleri en fazla İstanbul'da, ardından İzmir'de
bulunuyor. Ankara yeni yeni başladı. Anadolu'da ise balık
kültürü fazla gelişmiş değil. Tuzlu balığın belli bir müşterisi
var. Aynı zamanda da müptelası. Mesela onlar temizlenmemiş alır,
kendileri ayıklamak ister. Bu işlemi evlerinde yaptıklarında
kokusundan çok hoşlandıklarını söylüyorlar" diyor.
|